21 Kasım 2011 Pazartesi

Popol Vuh

Mayaların Amerika kıtasında Kolomb öncesi dönemin en karmaşık yazı sistemini geliştirmiş olmalarına karşın, taş dışındaki nesnelere yazılmış örneklerden bize ulaşanlar birkaç parçadan oluşuyor. Dayanıksız malzemelere yazılmış olduğu düşünülen bütün edebiyat metinleri arasında, bugün elimizde, incelemeye elverişli sadece birkaç örnek var. Bunların da en iyi bilinenleri, dört Maya yazmasının yer aldığı Popol Vuh ile Maya efsane, kehanet ve tarihinin kaydedildiği Chilam Balam Kitapları.

Popol-Vuh ya da Pop Wuh, Kişe-Mayalar'ın kutsal kitabıdır.Bugüne kadar bulunan en büyük Maya belgesidir. Popol Vuh, 17. yüzyıl civarında çevrilmiştir.Adı, “zamanların kitabı” ya da “olayların kitabı” anlamına gelen Popol-Vuh, Mayalar'da kadim zamanlardan beri aktarıla gelmiş sözlü tradisyonun yazıya geçirilmesiyle oluşmuştur. 18.yüzyılda rahip Francisco Ximenez tarafından İspanyolca'ya çevrilmiştir. Kitapta evren, Tanrı, evrenin oluşumu, dünya çağları, evrendeki ilkeler, inisiyasyon vs. hakkındaki bilgiler sembolik bir anlatımla sunulur.

Eserde nesilden nesle aktarılan efsaneler, maya-kişe halkının tarihi bakımından önemlidir. Rig-Veda ile Zend-Avesta'dan eski olan ve insanlık tarihi üstüne en eski belge sayılan Popol-Vuh, XVI. yy.dan kalma bir nüshasından (1550-1560 arası) bilinir. Bu nüsha, gelenekleri korumak amacını güden bir elyazmacının eseridir. Popol – Vuh'un Latin harfleriyle maya dilinde yazılan bu nüshâsı, XVIII. yy.ın başında da P. F. Ximenez tarafından İspanyolca'ya çevrildi.
Bir Kişe alimi milletinin binlerce yıllık geleneğini kapsayan metinleri toplamasıyla ortaya çıkarttığı Popol Vuh'u 18. yüzyılın başlarında rahip Francisco Ximenez tercüme eder.Yerliler, bu öğretileri titizlikle saklıyorlardı. O kadar ki, kitabın ismini bile ağızlarına almıyorlardı. Ama bununla birlikte benliklerine bu kitabı mal etmiş ve ezberlemişlerdi.

Kitaptaki metinler dünyayı çağlara ayırmıştır. Beşin çağın bitişi, bugünlerde epey popüler olan 2012 yılına denk gelir, Eric Thompson' ın araştırmasıyla. Popol Vuh' a göre beşinci çağın bitiminde kıyamet kopacaktır ama bu kıyamet bir çağın bitmesi anlamına gelmektedir. Beşinci çağın bitiminde Güneş, Samanyolu Galaksisiyle hizalanacak ve enerji dünyaya ulaşarak herkesin kendi aydınlanmasını (iyi veya kötü değer yargılarıyla alakası yok) yaşayacağını ileri sürer. Lakin Popol-Vuh gibi bir kitabı, insanlık tarihinde en eskilere dayanan metinlerini incelemek aynı zamanda bir uygarlığın bilinçaltı hikayelerine tanık olmak, medyadaki foton kuşağı spekülasyonlarına tanık olmaktan elbet daha yararlıdır.

Elyazması kitabın birinci kısmı, yaratılış konusunu içerir. İkinci kısımda ise Hunahpú et Ixbalanqué adlarındaki ikiz kardeşlerin öyküsü bulunur ki, James Churchward, Mircae Eliade, Cihangir Gener gibi araştırmacı yazarlar tarafından bu öykü, inisiyasyon sınavları ve aşamaları sürecinin sembolik anlatımı olarak yorumlanır;

Dünya ve canlıların yaratılmasından kısa bir süre önce, İxbalanque ve Hunaphu, yeraltı dünyası tanrısına meydan okurlar. Ancak tanrıya giden yoldaki bazı tuzaklardan kurtulmalıdırlar. Birçok tuzağı geçtikten sonra yarasa dolu bir odaya girmek zorunda kalırlar. Orada ölüm vampiri, Hunaphu'nun kafasını koparır. Sonra yeraltı tanrıları bu kafa ile bir çeşit top oyunu oynarlar.

İxbalanque, tanrılara çaktırmadan Hunaphu'nun kafasını bir tavşanla değiştirir. Tanrılar tavşanı atınca, tavşan koşmaya başlar ve kaçar. Tanrılar da şaşırır, tavşanın peşinden giderler. İxbalanque, kardeşinin kafasını yerine takarak onu canlandırır. Yeraltı tanrıları geri döndüklerinde iki kardeşin de sağ olduğunu görünce çok sinirlenirler. Kahraman kardeşler de yeraltı tanrılarına saldırdılar, onları alt ettiler. Kötü tanrıların egemenliklerini yitirmesiyle evrendeki düzen rahatça kurulabilmiştir.

Churchward'a göre, Mayalar önceleri tektanrılı Mu Dini'ne bağlı topluluklardı. Dinleri sonradan yozlaştırılmış ve sembollerin, zamanla, Mısır'daki ve Hint'teki gibi, anlamlarını anlamayanlarca ilahlaştırılması sonucunda, çoktanrılı bir din haline getirilmiştir.

İspanyollar 1500'lerde Orta Amerika'ya girince, Mayalara ait çok sayıda hiyeroglif yazısını yok ettiler. Mayalar Latin harflerini öğrendikten sonra, eski eserlerden bazılarını bu alfabeyle yazdılar; bu durum aslında misyonerlerin, bu metinlerin Mayaların atalarından kaldığı konusunu anlamalarını güçleştirdi. Böyle metinlerden biri bugünkü Guatemala'da konuşulan K'iche' diliyle 16. yüzyıl ortalarında yazıya dökülmüş bir Maya yaratılış efsanesinin yer aldığı Popol Vuh 'tu (“Kurul Kitabı”). Bu kitaptaki öyküler geçmişte sözlü anlatımla ve belki de yok edilmiş hiyeroglif metinlerden biri aracılığıyla sonraki kuşaklarla aktarılmış olmalıydı.

Popol Vuh uzun yıllar gizli tutuldu. Chichicastenango'da (Guatemala) Peder Francisco Ximénez 1702'de metni buldu ve eşref saatine denk gelmesi nedeniyle yakma yoluna gitmedi. Bunu yapmak yerine, bir kopyasını çıkardı ve İspanyolca çevirisini kaleme aldı. Özgün K'iche' metni günümüzde hâlâ kayıp; ama rahibin çıkardığı kopya ve hazırladığı çeviri Chicago'daki Newberry Kütüphanesi'nde bulunuyor.

Günümüze ulaşan Maya yazmaları, incir ağaçlarının işlemden geçirilmiş iç kabuklarından yapılma uzun şeritlere çizilen ve daha sonra akordeon gibi kıvrılan resimli hiyeroglif eserler şeklindedir. Çok yıpranmış ve sadece bazı bölümleri okunabilir durumda olsa da, bu metinler Maya uzmanları için mükemmel bir kaynak olma özelliğini koruyor. Yazmalardan üçü şu anda bulundukları kentlerin adını taşıyor: Madrid, Dresden ve Paris. 1965'te Meksika'daki bir mağarada bulunan Grolier Yazması adlı metin ise şu anda Meksiko kentinde bulunuyor.
Popol Vuh ve Yaratılış

Maya geleneğine göre yeryüzündeki canlılar bugüne dek her biri çok uzun zaman dilimlerini kapsayan ve tufan benzeri yıkımlarla sona eren dört çağ ya da devir geçirmiştir.Mayalar'ın kutsal kitabı Popol Vuh'a[136]göre çok eski çağlarda devler de yaşamış ve yarı-ilahlar devleri öldürerek “devler çağı”nı bitirmişlerdir. Şimdi beşinci çağda bulunmaktayız. Şimdiki dünya, bir haçın uçları gibi dört yönde yerleşmiş dört kardeş koruyucu (Bacab'lar) tarafından taşınmaktadır.

Mayalar'ın kutsal kitaplarından Popol-Vuh'ta, yaratılış, dünyanın meydana getirilişi ve daha sonraki bir çağda ataların imal edilmesi hakkında şu sözler, Mayalar'ın yaratılışla ilgili inanışları hakkında bir fikir vermektedir:

“Ses fiil demektir, kelam yaratılış demektir. Yer, kelam ile yaratıldı. Kelam yedi rakamı oluşturularak geldi.(…) Yerkabuğu (karalar) mevcut değildi. Yalnızca sular ve göklerin enginliği vardı. Karanlıkta her şey hareketsizlik ve sessizlikten ibaretti. Yalnızca yaratıcı, yapıcı, egemen olan, hayat veren, bir ışık olarak suyun üzerinde yüzen, tüylerle kaplı yılan vardı. Onlardır vücut veren, onlardır yaratan. Onlar yeşil ve maviyle çevrilidirler. İsimleri Gucumatz'dır.(…) O devirdeki varlıklar şekilsizdi. Konuşmasını biliyorlardı. Daha güneş görünmüyordu.(…) İlahlar dördüncü çağın ilk insanlarını ise yoğurarak oluşturdular. Dördüncü çağın ataları olarak önce dört erkek yaptılar, sonra erkekler uyurken kelam yoluyla onlara dört kadın yaptılar. Bu atalar, ilahlara benzer olarak yapılmışlardı, benzerleriydi, mükemmeldiler. Gördükleri her şeyi öğreniyor, anlıyorlardı. Bilgi ve bilgeliklerini (sanatkarlıklarını icra ederek) taşlara, dağlara, doğaya yansıttılar. İlahlarla aynı dili konuşuyorlar ve birbirleriyle mükemmel biçimde anlaşıyorlardı. Sonunda her şeyi bildiler ve Yer ve Göğün dört köşesini, dört yönünü incelediler. Fakat ilahlara denk olmaları ilahların hoşuna gitmedi; böyle olunca ilahlarla insanlar arasında ayrım kalmıyordu. Bu yüzden büyük ilahlar insan-ilahların, yani ataların gücünü sınırlama kararı aldı. Bir aynanın yüzünün buğulanması gibi ataların gözlerini kararttılar, artık insanlar ancak kendilerine yakın olanı görebileceklerdi. ‘Güneşin doğduğu ülke'de yaşayıp çoğaldılar.
Popol-Vuh ve Geçmişteki Nükleer Savaş

Popol-Vuh Mayalar'ın İncil'i sayılır. Latince'ye tercümesi 1544'de Adiran Recinos ve Villacosta tarafından yapıldı. Kitap; Yaratılış Tanrıların savaşı ve göçler-yerleşmeler bölümlerinden ibarettir. Tekvin kısmı İncil'deki Tekvin'e çok benzer. İşte Popol-Vuh'tan ilginç bir pasaj:

“Zaman çeşitli bölümlere ayrılmıştır. Birinci zaman Kaplan Güneşi zamanıdır. Bundan sonra büyük Rüzgarın Güneşi daha sonra Ateşli Gök Güneşi zamanları geçmiştir. Bir de şimdiki zaman vardır. Şimdiki zaman dünyanın sonuna kadar devam edecektir. Ve işte üçüncü zaman insanları tanrılar tarafından ölüme mahkuma edildiler. Ve büyük bir ateş zehir taş yağmuru göklerden yağdı. Ateşten daha sıcak rüzgarlar insanlığı mahvetti. İnsanların önce tırnakları döküldü derileri soyuldu gözleri kör oldu etleri çürüyüp dağıldı. Bu felaketten korunmak için insanlar mısır yığınları gibi evlerde üst üste yığılıp saklandılar. Fakat öldüren rüzgar her yere erişti. Hepsini eritti. Mağaralara saklanmak isteyenler mağaraları erimiş buldular. Ağaçlara bulunan avcılardan bile pek çoğu zehirlendi çoğunun vücutlarında büyük yaralar açıldı.”

Bilim adamları tarafından yapılan incelemeler, Maya-Quichi'lerinin kutsal kitabı Popol-Vuh'un Tevrat'tan Hintlilerin Vedda'larından ve İranlıların Zend-Avesta'sından çok daha eski olduğunu ortaya çıkarmıştır. İşin asıl şaşırtıcı tarafı Popol-Vuh'un yazdıklarının Hint asıllı kutsal yazılarla (Ramayana ve Drona Parva) desteklenmesidir!..

Bu Hint yazılarında şüpheye yer bırakmayacak şekilde bir nükleer savaşın hikayesi anlatılmaktadır. Onlardan alınmış şu pasajı inceleyelim:

“Güneşten 10.000 defa daha kuvvetli olan korkunç ateş şehirleri mahvetti. Bu ateş insanların saçlarını ve tırnaklarını döktü. Duvarlarda yalnız gölgeleri kaldı. Kuşların tüyleri beyazlaştı. Bu ateşten kurtulmak için askerler kendilerini nehirlere attılar. Sağ kalanlar yaşayabilmek için eşyalarını nehirde yıkadılar. Bunlar birdenbire değiştiler maymunlaşıp ormanlara çekildiler.

Üçüncü zaman insanlarından maymunlardan başka yaratık kalmadı. Derler ki maymunlar insanlardan türediler o yüzden insanlara çok benzerler.”

Hint kutsal kitaplarından biri diğeri olan Mosola Purva'da da bu konu ile ilgili yazılar buluyoruz:

“Bu bilinmeyen bir silahtır; Demirden bir şimşek… Ölümün büyük habercisi… VRİŞNİ ve ANDAKA ırklarını bir anda mahvetti. Yanan cesetler tanınmaz hale gelmişlerdi. Birkaç saat içinde yiyecek maddeleri çürüdü zehirlendi. Ve işte KUKRA uçan bir VİMANA'dan üçlü şehir üzerine uzayın kuvvetini içinde taşıyan ölüm taşını attı. On bin güneşe bedel dumanla karışık bir ateş gök yüzüne yükseldi. Vimana gökteydi. Fakat aşağıda üçlü şehirden iz kalmamıştı.”

Bu çok eski yazıları inceledikten sonra oturup düşünelim. Asya ve Amerika… Birbirinden 20.000 km. uzakta iki ayrı kıta… İkisinin de kutsal yazılarında aynı şeyler yazılı!.. İster istemez çok eski çağlarda dünyanın iki ucunda patlak veren bir nükleer savaşı düşünmeye zorlanıyoruz!.. Bugün artık çok eski devirlerde Asya ve Amerika kıtalarında nükleer silahların kullanılmış olduğu birçok bilim adamı tarafından kabul etmektedir.

«UZUN KULAKLILARLA KISA KULAKLILAR'IN SAVAŞI, BÜYÜK BİR MEDENİYETİN ÇÖKÜŞÜNE SEBEP OLMUŞTU...»

Okyanusya'da Şili kıyılarına 3200 kilometre uzaklıkta, Polinezya Adalarının güneydoğusunda küçük bir ada vardır. Yüzölçümü 179 kilometre²den, nüfusu 600'den (2002 yılı itibâriyle 3.791) ibaret olan bu ada, dünyanın sayılamayacak kadar çok adaları arasında, tarihçileri en çok zorlayan, turistleri hayran bırakan ve bilim-kurgu romanlarına çağrışım yapan bir adadır. Çünkü burada bulunan dev heykellerin (moai) ne zaman, kimler tarafından ve niçin yapıldığı bilinemiyor. Heykellerin dinsel anlamı tam olarak bilinmemekte, iskelet biçiminde yaşadığına inanılan ataları temsil ettikleri sanılmaktadır. Erkek figürler, "moai kavakava", dişi figürler de "moai pæpæ" adıyla anılır. Moai bazen bereket törenlerinde, ama genellikle hasat kutlamalarında kullanılır, ilk toplanan ürünler çevrelerine yığılırdı. Sebastian Englert, bu heykellerden 638 tanesini numaralandırmış ve kategorize etmiştir. Esasında bu heykellerin daha önceden 1000 adedin üstünde olduğu tahmin edilmektedir.Bu adayı Hollandalı denizci Jacop Roggoveen, 1772 yılının Paskalya Günü'nde keşfetti. Onun için adına da "Paskalya Adası" denildi. 1888'den bu yana bu ada, Şili'ye aittir.

Ada halkı, yakınındaki Polinezya adalarında yaşayanlara göre daha siyahtır ve onlardan çok farklı bir lehçesi vardır. Bugünkü hâliyle medeniyet dünyasından çok uzak görünüyor. Aşağıda anlatacağımız dev heykeller olmasa, burasının hiçbir zaman medeniyet görmemiş olacağına kesinlikle inanılırdı. Fakat bu dev heykeller, burada kaybolmuş bir kıtayı ve yok olmuş bir medeniyeti düşündürüyor. Okyanusya'da kaybolmuş bir kıta görüşü, bir tahminden ibaret kalsa da; heykeller, burada çok eskiden bir uygarlığın var olduğunu; ama bu uygarlığın bugün yok olduğunu ispatlıyor.

paskalye adası, heykel, heykeller, moaiAdada çok sayıda bulunan heykeller, volkan kayasından (Rano Raraku yanardağının tüf ve taşlarından) yontulmuş. Bazıları ayakta, bazıları yere yatmış şekilde duruyor. Heykellerin bazıları, dövmeli insan büstleridir. Uzun kulaklı başlarının üzerinde taştan yontulmuş silindirlere de rastlanıyor. Büstlerin bazıları, 12 metre yükseklikte ve 50 tondan daha ağır.[a] Büstlerin, bulundukları yere dikilmeden önce, aynı kayadan yontuldukları, fakat silindir şeklindeki başlık veya şapkalarının ayrı taşlardan yapıldıkları anlaşılıyor.

Heykellerin hemen hemen hepsi, deniz ufkuna, boşluğa endişe dolu ve meraklı gözlerle bakmakta, meçhul bir ŞEY'i veya bir insanı görmeye çalışmakta, sanki onu beklemektedir.

Tarihçiler, dev heykellerin sırrını çözebilmek için adayı karış karış aradılar ve çeşitli kazılar yaptılar. Buldukları diğer heykeller, şaşkınlıklarını daha da artırdı. Mabed ya da tapınak sayılabilecek bir bina kalıntısı yoktu. Çanak, çömlek gibi eşya ve (bu heykelleri yontmak için) bir demir parçası da yoktu. Fakat ağaçtan yapılmış insan, hayvan ve kuş heykelleri, tahta oymalar bulmuşlardı. Tahta oymalarda temsil edilen insanlar, kaburga ve köprücük kemikleri adeta fırlamış, acayip bir görünüş almış, sıska ve çok uzun boyluydular.
   çok sayıda araştırmaya rağmen bunların ne amaçla yapıldığı bilinmemektedir. Tam ne zaman yapıldığı da bilinmeyen heykellerin, M.S. 1000 ile 1600 yılları arasında inşa edildiği tahmin edilmektedir. Yine tahminlere göre bu taş heykeller yerlilerin ruhlarla iletişim kuran atalarıdır. Ahu adı verilen platformlar üzerinde yerleşmiş heykeller, bakışları yerleşim bölgesini görecek şekilde yerleştirilmişlerdir. Ahular o kadar güzel işlenmişlerdir ki yontma taş plakalarının arasına bıçak sırtı bile sığmaz.
Ağaç heykellerde hiyeroglife benzeyen yazılar da vardı. Yüzlerce, binlerce yıl önce kullanılmış işlek bir yazı dili olduğu besbelliydi. Ama adanın bugünkü yerlileri, bu yazıyı bilmiyor ve tarihçiler de okuyamıyor. Bu kadar büyük ve devasa heykelleri nasıl yonttukları, orada bulunmayan koca kayaları nereden ve nasıl taşıdıkları anlaşılamıyor.Paskalya Adası'ndaki dev heykelleri ve yok olmuş medeniyeti açıklayan üç farklı görüş var.
      .
Görüş: Kıtaları Denize Gömüldü

Bu küçük adanın bulunduğu yer, önceleri büyük bir kara parçasıydı. Bu kara parçası, birgün sulara gömülmeye başladı. İnsanlar, tanrıların gazabına uğradıklarına ve bu yüzden denize batırıldıklarına inandılar. Bunun için de tanrıların gelmesini beklemeye ve ona yalvarmaya başladılar. Yaptıkları bu heykeller, bu yakarışın sembolüdür.

2. Görüş: Polinezya'da Medeniyet Vardı

Modern antropologlara göre Paskalya Adası'nın sakinleri, Polinezya etnik grubundandır. Burada çok çok eskiden bir medeniyet kurmuş; fakat, zamanla gerilemişlerdir. Yerlilerin ada için kullandıkları "Papa Nui" adı, o çok eski devletin veya milletin adıdır.

Bu görüşe göre Polinezya adalarının yerlileri, bugün sanıldığı gibi medeniyet görmemiş, medeniyet kurmamış ilkel insanlar değil; tam aksine, ilk medeniyetleri kuranlardan bir tanesidir. Fakat Paskalya Adası, vaktiyle büyük bir kara parçası değil idiyse, bu küçücük adada yaşayan bir avuç insan,o muazzam heykelleri nasıl yapabilmiştir? Yine bu bir avuç insan, yüzlerce yıl kullanmış oldukları yazıyı nereden almışlardı?!

3. Görüş: Uzun Kulaklıklarla Kısa Kulaklıların Savaşı

Üçüncü görüş, yerliler arasında, bilinmeyen bir zamandan beri söylenegelen bir efsaneye dayanmaktadır. Buna göre adada biri "uzun kulaklı", diğeri "kısa kulaklı" insanlardan oluşan bir aşiret ya da farklı (özel) insan ırkları vardı. Bu iki grup arasında uzun ve amansız bir savaş başladı. Bu savaş, her şeyi mahvetti. İnsanlar, tükendi ve medeniyet, çöktü. Hayat bile durdu.


     

Orakl

Orakl sözlüklerde “antik çağda Anadolu ve Yunan topraklarında yaşamış medyumik yetenekleri bulunan kâhinelere ve bunların sezgi (vahiy, revelation) yoluyla bildirdikleri ilâhî yanıta verilen ad” olarak tanımlanır. Orakl merkezleri genellikle, durugörü, ekstaz, trans ve kehanet gibi psişik etkinliklerin ve kimi zaman inisiyatik eğitimlerin söz konusu olduğu Apollon tapınakları olurdu. Anadolu'daki en ünlü Orakl merkezi Didim'de (Didyma) bulunan ünlü Apollon tapınağı, antik Yunan'daki en ünlü Orakl merkezi ise Delf'teki Apollon tapınağı idi. Anadolu'daki diğer Orakl merkezlerinden bazıları Efes, Hierapolis, Sard, Patara, Klaros ve Pessinus'ta bulunuyordu.

Kayıtlara göre, antik çağda, sorununun yanıtını bulmak ya da geleceği öğrenmek üzere çok sayıda ziyaretçinin başvurduğu Didim ve Delf'teki Orakl merkezlerinde pythia (okunuşuyla pitia) adlı râhibe, -bilimcilerce gevşetici ya da uyuşturucu bir madde içerdiği saptanmış olan- defne yapraklarını çiğnedikten sonra transa geçer ve üç ayaklı bir sehpa üzerine çıkarak anlaşılması güç sözler söylerdi. Branşid adı verilen rahip ve râhibeler de tapınağa danışanlara verilecek yanıtı bu sözleri yorumlayarak bulmaya çalışırlardı.
Orakl'ılar

Şimdilerde "Orakl"ların yaşadıkları veya geçerli oldukları dönem, M.Ö. 700 ile M.Sç 300 arasındaydı. Sözcüğün üç anlamı vardır ya da üç şeyi tanımlar; birinci anlamda "Orakl" tanrıların konuştuğu kişidir, ikinci anlamda geçerli yani güncel olan tapınak veya çekinilen, saygı duyulan tanrıdır, üçüncü anlamda ise tanrı tarafından kahin aracılığı ile verilen cevaptır. Batı Anadolu'nun yani İyonya'nın bağrında bulunan Söke yakınlarındaki Didim Apollo Tapınağı 1700 öncesine kadar yaklaşık 2000 yıllık bir "Orakl" merkeziydi. Antik Dünya'dan günümüze gelen bu baş döndürücü Tapınak, geçmişe terk ettiğimiz ve unuttuğumuz görkemin ve de gizemin muhteşem bir örneği olarak gözlerimizin önünde hala durmaktadır. [2]
Orakl ve Manteuma

Manteuma antik çağda, transa geçen râhibelerin trans sırasında söyledikleri hikmetli sözlere verilen addır.

Didim'deki Apollon Tapınağı'nda olduğu gibi, antik çağın Orakl merkezlerinde danışmak ya da gelecekleri hakkında bilgi edinmek için tapınağa başvuranlar olduğunda Pythia (okunuşuyla Pitia,Piti) adlı râhibelerin trans sırasında söylediği pek açık olamayan sözler rahiplerce yorumlanır ve ziyaretçilere bu yorumlardan çıkan sonuç yanıt olarak bildirilirdi.

Lidya kralı Krezüs'ün de bu amaçla Didim'deki tapınağa başvurmuş olduğu, fakat kendisine verilen yanıtı yanlış yorumlamasıyla kendisinin ve Lidya uygarlığının sonunu hazırlamış olduğu söylenir. (Krezüs'e bildirilen yanıtta bir ırmağın geçilmesinden ve bir zaferden söz edilmiş, fakat zaferin kime ait olduğu belirtilmemişti.) [3]
Apollo ve Lucifer ilişkisi

Antik Yunan'da ve İyonya'da (Batı Anadolu) "Orakl" merkezleri birçok yerdeydi. Fakat daha önce mitolojiye bir göz atmak yararlı olacaktır. Apollon, en büyük tanrı olan Zeus ile sevgilisi Leto'nun oğludur, Zeus'un kıskanç karısı Hera'dan kaçan Leto, Delos Adası'ndaki Kynthos Dağı'na gelir ve orada Apollo ile kız kardeşi Artemis'i doğurur. Mitlere göre doğum esnasında, göklerden altın pırıltılı yağmurlar yağmış, güller açılmıştır. Apollon, ışığın tanrısıdır, ona "Phoibos" yani "ışıldayan" veya "ışığı getiren" olarak da tanınır; burada ezoterik anlamda Apollo'nun Şeytan'ın majikal tanımı olan "Lucifer" ile özdeşleştiği fark edilir. Apollo'nun ve Lucifer'in ışığı ya da daha uygun tanımla bilgiyi vermesi, özde saklı olan sembolizmanın ifadesidir. Apollo aynı zamanda da kehanetlerin tanrısıdır, üstteki sembolizmadan yola çıkarak geleceğin bilgisinin insana verildiği noktasına ulaşırız ve o zaman da pagan inançlara karşı doğan tek tanrılı semavi dinlerin kehanetlere neden karşı çıktığı anlaşılır. Tüm pagan kültürü ve gelenekleri yok etmek zorunda olan günümüzde yaşayan üç büyük semavi din ve onların uzantısındaki inançlar doğal olarak gelecekten haber vermeyi şeytansı tanımlamışlar ve korkutarak yasaklamışlardı. Apollo, kehanetlerin babasıydı ve "Orakl" merkezleri onun adına ve onurunaydı. Delphi, Claros ve Didima bunların en önemlileri ve etkin olanlarıydılar. Didima ya da "Didymaion" sözcüğü "ikiz" anlamına gelir, ikiz kardeşleri yani Apollo ile Artemis'i kastetmektedir.

Didima, bazı uzmanlara göre en büyük ve en tanınmış "Orakl" tapınağıdır. "Orakl", Claros'ta olduğu gibi kadın kahinler ya da "Orakl" râhibeleri tarafından "Hexametrik" olarak yani altı mısralık şiirlerle verilirdi. Ziyaretçiler, "Orakl"a ulaşmak için önce kutsal yolu geçmek zorundaydılar. Didima'ya gelen ziyaretçiler rahiplerin yönetiminde ayinler yaparlar, alaylar oluştururlar, geceleri meşalelerle yürüyüşler yaparlardı. Kutsama dönemlerinde Miletliler o zaman liman olan Panormas limanına gelirler, dört kilometrelik taş yolu (son iki kilometresi heykellerle süslüydü) şarkılar söyleyerek (Paion: Kutsal şarkılar) yürürler ve Tapınağa ulaşırlardı. Bu yürüyüş dört gün sürerdi. Miletos'ta bulunan M.Ö. 200'den kalma bir yazıtta törenlerin her yıl Nisan-Mayıs aylarında yapıldığı anlaşılmaktadır. İskender döneminde, yaklaşık aynı dönemler yılbaşı olarak kabul edilmişti. Tapınağın yapıldığı yerde muhakkak bir kutsal orman bulunmalıydı ve o zamanlarda vardı. Tapınağa ince dallı ağaçların örttüğü bir yoldan ulaşılır, dev sütunların arasından geçilerek, çok büyük bir avluya girilirdi. Bu tarz, şu anda Didim'de görülmektedir. "Orakl" Râhibeleri, bâkireydiler, sürekli olarak kendilerini temizlerler ve tanrısal sözcüklere her an hazır olmak için perhiz yaparlar veya oruç tutarlardı. Didim Tapınağı'nın iç avlusunda, râhibelerin yaşadıkları bölmeler görülür, iç avlunun üstü açıktır ve buranın üstünün açık olması gelenekseldi. Claros'ta olduğu gibi, Didim'de de iç avluda "vahiy" yani esinlenme ayinleri yapılırdı. Râhibelerin taşıdıkları asaların tanrılar tarafından verildiğine inanılırdı. "Orakl" yani Râhibe, silindir şeklinde döner bir taş bloğa (buna Axon denirdi) otururdu. Axon, muhakkak iç avluda bulunan küçük bir kutsal kuyunun ya da yeraltı kaynağının yanında veya yakınındaydı. Râhibe, tanrıların esinini almak için, yeraltı suyundan yükselen buharı solur ve ardından "Orakl"ı anlatan mısraları söylemeye başlardı. Daha sonra "Orakl", dış avluda bekleyen dilek sahibine uygun görülen anda iletilirdi. Râhibeler, kapının arkasında yer alan ve ortasında iki sütunun bulunduğu salona alınan dilek sahiplerine gizemli mısraları söylerlerdi. Tapınağa ibadete ve dilek dilemeye gelen halk, içeri giremez, öndeki sunağın çevresine toplanırlardı. İçeriye ancak görevli rahipler ve Apollo râhibeleri girebilirlerdi. Öte anlamda, ölümlülerin fiziksel ve ruhsal olarak içeri girememelerinin nedeni, tapınağın bir ölümsüze ait olması demekti. İskenderiyeli Herons, Antik Çağ insanlarının, tanrıların ve tanrıçaların dev kapılarda göründüklerini yazar. Aslında tanrıların dev kapılarda görülmesi inancı çok eskidir, Mezopotamya'daki Kar-Tikuti, Ninurta'daki Asur, Babil'den kalma Borsippa-Nabut ve Ezida tapınaklarında böyle kapılar vardır.

20 Kasım 2011 Pazar

Lemuria


Lemuria, bir zamanlar Hint veya Pasifik okyanusunda bulunduğu varsayılan kayıp bir kıta için kullanılan varsayımsal terimdir.

Teori olarak ortaya atılmasının nedeni, biyolojik coğrafyadaki kopukluklardır. Lemur maymunları bugün sadece Madagaskar ve çevre adalarda yaşamaktadır. Fakat Pakistan ve Malezya gibi ülkelerde lemur fosilleri bulunmuştur. Buna karşın Afrika ve Ortadoğu’da hiçbir lemur izi yoktur. İşte bu durum, Lemuria adı verilen kayıp kıta teorisine yol açmıştır. Jeolojist Philip Sclater, Madagaskar ve Hindistan’ın bir zamanlar aynı kıtanın parçaları olduğunu öne sürmüştür. Daha sonra pek çok Darwinci biyolog, fosil zincirindeki eksiklikleri Lemuria’ya ya da benzeri kayıp kıta veya kıtalara bağlama eğilimi göstermişlerdir.

Modern tektonik plakalar ve kıtaların sürüklenişi teorileri, Lemuria varsayımını büyük ölçüde geçersiz kılmıştır. Fakat buna rağmen teori, gizemci akımlar içinde yaşamını devam ettirmektedir. Ayrıca Tamiller ve bazı Hint topluluklarında da böyle bir inanış bulunmaktadır.

Lemuria, yazılı pek çok kayıtta geçmekle birlikte hepsinde içeriğin niteliğine göre farklılıklar göstermektedir. Ortak olan tek yön, bu kıtanın antik zamanlarda var olup sonradan bir afet sonucunda okyanusun sularına gömüldüğüdür.

Lemuria’nın okült ve gizemci yazına ilk girişi Helena Blavatsky’nin vasıtasıyla olmuştur. Blavatsky, 1880’lerde kendisine Mahatmalar tarafında Dzyan Kitabı (Book of Dzyan) adında Atlantis öncesi döneme ait antik bir kitabın gösterildiğini iddia etmiştir. Blavatsky’nin karmaşık kozmolojisine göre yedi adet Kök Irk’tan üçüncüsü Lemuria’da yaşamaktaydı. Bu ırk hermafroditti, yani fertler hem eril hem de dişil özellikler gösteriyor ve yumurtlayarak çoğalıyorlardı. Lemurialılardan önceki ikinci kök ırk ise, Hyperborea adı verilen efsanevi kuzey ülkesinde yerleşikti.

Blavaktsy’ye göre, memelilerin yaratılışından sonra Lemurialılardan bazıları canavarlaştılar. Buna kızan tanrılar Lemuria’yı yerin dibine batırarak Atlantis üzerinde akıl sahibi dördüncü kök ırkı yarattılar.

1894 yılında Frederick Spencer Oliver, İki Gezegende Yerleşik Bir Adam (A Dweller on Two Planets) adlı kitabında Lemuria adı verilen batık bir adadan kalan canlıların Kaliforniya’daki Shasta dağında yaşadıklarını iddia etti. Beyaz kıyafetler giyen bu insanlar dağın içindeki tünellerde yaşıyor ve çok nadir yüzeye çıkıyorlardı. Bu görüşü savunmaya devam eden çok okült akım olmuştur.

Tamil inanışında geçen batık krallık Kumari Kandam’ın Lemuria ile ilişkilendirilmiştir. Tamil kültüründeki Cilappatikaram ve Manimekalai efsanelerinde güneyde yer alan ama şu an sular altında olan ülkelerden gelmiş Dravidyenlerden bahsedilmektedir.

Therion - Lemuria

okyanusta,derinliklerde
öfkeli dalgaların altında,anılara sarılmış,bulacaksın
gemi enkazları,yollarını şaşırmışlardı

kaptan, buldun mu
MU kıtasını,denizcilerin Eldoradosu'nu?
veya düşlerde battın mı veya Sirenlerin senfonisinde
gemini kaybettin mi?

denizciler denizde yol alırken
Lemuria'nın rüyasının doğru olduğunu gösterirler
bir kıta kayboldu o tekrar bulacak
anemon çiçeğinin şarkısının derinlerden gelen çağrısını dinle
gemiye girmeye cesaret eder miydin
deniz dibindeki dünyanın aşağıdan gelen sesini dinle
Mu kıtası yıldızlara yakın
denizin kollarında hipnotize olmuş yaşayacaksın

Narayana'nın çağrısı
Lemuria'nın üstündeki yedi baş,yüksel

denizciler denizde yol alırken
Lemuria'nın rüyasının doğru olduğunu gösterirler
bir kıta kayboldu o tekrar bulacak
anemon çiçeğinin şarkısının derinlerden gelen çağrısını dinle
gemiye girmeye cesaret eder miydin
deniz dibindeki dünyanın aşağıdan gelen sesini dinle
Mu kıtası yıldızlara yakın
denizin kollarında hipnotize olmuş yaşayacaksın

Düş-Zamanı Anıları

Zaman: Ebedi
Mekân: Avustralya

Avustralya Aborijin sanatı bütün dünyaya sunulmuş dünyanın son büyük sanat geleneğidir. WALLY CARAUNA, 1993

Avrupalılar 1788'de Brîtanya Birinci Filosu'nun Botany Körfezine çıkmasıyla Avustralya'yı ele geçirdiklerinde, ülkeyi kendi Avrupalı değerlerine göre biçimlendirmişlerdir. Avrupalılar kıtanın haritasını çıkarmışlar, devasa araziyi tarlalara ve çiftliklere bölmüşler, sanki boş bir toprakmış gibi doğal yerlerine İngilizce adlar vermişlerdir. Aynı kültürel gelenekten arkeologlar ise, Aborijinler'in Avustralya'ya yerleşme tarihlerini tespit için ciddi bir kaygı içinde olmuşlardır. En son tahminleri 60.000 yıl ya da daha öncesidir.

Avustralya Aborijinleri'nin bazı konularda kendi görüşleri vardır. Yeryüzünün yaratılıp düzenlendiği, dere ve tepelerin yapıldığı, insanların kendi ülkelerine yerleştirildikleri Düş-Zamanı'ndan bu yana, burada olduklarını bilip söylemektedirler. Bu Aborijin kavramını ifade için kullandığımız "Düş-Zamanı", onların orijinal dillerinde kullandıkları sözcüğe göre, hiç de uygun bir çeviri değildir. "Düş", farklı ve doğru olan gerçekliğe uyanacağımız maddi olmayan bir dünyayı ima etmesiyle, elbette yanlış bir sözcüktür. " Zaman" da, geçmişte olan ve şimdiki zamandan ayrı olan belirli bir dönemi akla getirdiği için, tamamen yanlış bir sözcüktür.

Düş görmenin ayrılmaz bir parçası, burada olmanın "her zamanlığı", nesnelerin oldukları ve olmaları gerektiği gibi olmalarıdır. Zaman, yani ölçülmüş kronolojik zaman, zaman içinde değişiklik -arkeolojinin ve batı ampirik biliminin bu merkezi dayanakları- Aborijinler'in kastettiği zaman kavramının içine girmez.



(Solda) Düş-Yeri, her zaman değilse de, genellikle resimde görülen bu doğal kireçtaşı kayası gibi manzaranın belirgin bir noktasıdır. (Sağda) Ngalyod (Gökkuşağı Yılanı), Bruce Nabegeyo (1995). Gökkuşağı Yılanı, Düş-Zamanı hikâyelerinin başlıca unsurudur. Bu modern resimde Gökkuşağı'nın başı, yaratıkların en güçlüsü olan tuzlu su timsahının başı olarak resmedilmiştir.

DÜŞ-ZAMANI SANATI

Eski Avustralya Aborijinleri, eski kaya resimleri ve kaya oymalarıyla resimli bir kayıt bırakmışlardır. Resimlerdeki hayvanların ve kuşların çoğu bugün o topraklarda bulunmaktadır: Brolga ve krokodil, miğferli kakadu, Düş-Zamanı hikâyelerinde önemli olan yaratıklardır.

Sık rastlanan bir motif, kimi zaman bir çalı hindisi izi kadar küçük, kimi zaman bir emu ya da daha da büyük olan kuş izleridir. Bu sonuncular büyütülmüş emu izleri midir? Kimbilir belki de daha büyük bir kuşun izidir. Aşırı büyük ve insan ayağı biçiminde izleri de vardır.

Kuzey Avustralya'da Kakadu Milli Parkı ile çevresindeki bölgedeki kaya resimleri, en azından 4 bin yıllık, büyük bir olasılıkla çok daha eskidir. Daha eski resimlerde, 20. yüzyılda yalnızca Tasmanya'da kalan keseli, etobur Tasmanya kaplanlarının pek çok resmi vardır.

Avustralya kıtasında bir zamanlar varolan kaplan, insanların Güneydoğu Asya'dan köpek getirmesinden bu yana kaybolmuştur. Bu köpekler vahşi dingolar olmuş ve daha orta boylu bir yırtıcı hayvan olarak kaplan soyunu tüketmiştir. Dingonun Avustralya'ya geldiği dönemde Tasmanya, Buzul Çağı sonrasında deniz düzeyinin yükselmesiyle anakaradan ayrılmış olduğundan, hayvan Tasmanya'da yaşamaya devam edebilmiştir.



(Solda) Avustralya'da kaya resmi, yaşayan bir gelenektir. Kakadu Milli Parkı'ndaki bu büyük fresk l960'larda eski resimlerin üstüne yapılmıştır. (Sağda) Avustralya kayalarındaki insan ayak izleri, zamanın eskiliğini taşımaktadır. Bazılarının üzerinden daha sonra beyaz boyayla geçilmiştir. Orta Avustralya'da yakın zamanların "nokta resimleri"nin temeli, eski kaya resimleridir.

ESKİ GEÇMİŞİN KAYITLARI

Dingoların Kuzey Avustralya'ya 4 bin yıl önce geldiklerini tahmin ediyoruz, bu yüzden Tasmanya kaplanlarının resimleri, soyu tükenmiş bir türün resimleridir ama yalnızca o süre içinde tükenmiş olan bir soyun.

Ancak Kakadu Milli Parkı'nın bile dışındaki ıssız "taş ülkesi"nin tepelerindeki bir resim, çok daha eski bir şeye işaret etmektedir. İyi tasvir edilmiş ve iyi korunmuş olan bu resimde, Tasmanya kaplanı ya da bir kanguru ya da çağdaş bir keseli türü olmadığı kesin bir yetişkin ve bir yavru yaratık vardır. Bunun küçük ön ayakları (ve keseliler gibi) eli andıran atileri vardır. Ortasında sanki gövdesinin altından sarkan iri ve sivri memeleri vardır. (Oysa keselilerin memeleri, yavrularının büyüdüğü kesenin içindedir.)

Küçük ya da yavru olanda da buna benzer bir şey görünmektedir. Yoksa bu yaratık bir ****fauna mıdır? Kimileri bunun yalnızca Palorchestes adı verilen ve yalnızca bulunabilmiş fosil kemiklerinden tanınan bir yaratık olduğu görüşündedirler.

Ne yazık ki, bugüne kadar bu resimlerden yalnızca bir tanesini biliyoruz. Ancak yüksek kayalık bölgede daha başkaları bulunabilir. Buralarda resimlerle dolu sayısız kaya mağarası bulunmaktadır ancak bunlar fazla ziyaret edilmemiş ve kaya sanatı bakımından tam olarak araştırılmamıştır.

Düş-Zamanı hikâyelerinin başlıca figürlerinden biri, ülke içinde dolaşırken yeryüzüne biçim veren ve dramatik izini kayalar ve dereler ve göller oluşturarak bırakan Gökkuşağı Yılanı'dır. Gökkuşağı Yılanı, çağdaş Avustralya pitonlarından bile daha büyük yılanların anısını mı taşımaktadır? Aborijinler'in sel ve kabaran sular hikâyeleri, Buzul Çağı'nın sonunda yükselen deniz düzeyinin insanları daha eski bir kıyı şeridinden içerilere ittiği zamanların anılarını mı korumaktadır?

Bu konuda, denizin yükselişinin zamanının tespit edildiği Kakadu Milli Parkı'nda, yükselmenin son aşamalarından kalma bir kaya resminde, ilginç bir ipucu verilmektedir: Denizin o yükselmesi anında, "kıyı insanları"nın daha önce içerilere yerleşmiş olan "taş insanları" ile yeni ilişkilere girdiklerini ve savaştıklarını gösteren resimlerin sayısında da kesinlikle bir artış vardır. Eh, işte bu da yorumlanması gereken bir başka ipucudur.




Amadeus Shamanic Healing

Ama Deus, Orta Brezilya'nın balta girmemiş Amazon ormanının derinliklerinde yaşayan Guarani ( Gau ra ni diye telaffuz edilir) yerlileri tarafından 6000 yıldır kullanılmış bir enerji şifa tekniğidir.

Ama Deus, Tanrı'nın sevgisini ve (adları ve renkleri olmayan) bir dizi eski sembolü enerji aktarımı için araç olarak kullanan güçlü, enerjiye dayalı şamanik şifa sistemidir. Semboller çok boyutludur ve bu sebeple hem uygulamaları belirlidir hem de içerikleri geniş çaplıdır. Vücudun içindeki enerji merkezlerini dengelemeyi amaçladığı için sistem her ne kadar bazı yönlerden Reikiye benzese de, Ama Deus sembolleri, Reiki'de kullanılanlardan daha özel işler için tasarlanmıştır. Ama Deus, aşağıdakiler dahil bir çok durumda kullanılabilir:

   1. Kendimize ve başkalarına şifa vermek
   2. Uzaktan şifa vermek
   3. Acil durumlarda şifa vermek
   4. Hayvanlar, kuşlar ve bitkiler için şifa vermek
   5. Ölüm döşeğinde olanlara ya da daha fazla yaşamamayı seçenlere yardımcı olmak - ruhani açıdan bakıldığında her son gerçekte yeni bir başlangıçtır.
   6. Göçmüş ruhların ruh dünyasına geçişlerinde yardımcı olmak
   7. Yiyeceklerin, suyun, ilaçların vs. arındırılması
   8. Kalbin fiziksel ve duygusal olarak şifalandırılması
   9. Bebeklerin dünyaya yumuşak bir geçiş yapmalarına ve fiziksel vücutlarının yere bağlanmasına yardımcı olmak
  10. Doğum gününüzde ruhani bir hediye almak
  11. Rüyalarınızda ruhani bir bilgi almak
  12. Geçmiş hayatların hatıraları / Akaşa Kayıtları'nda gezinmek
  13. Dünya liderlerine, tüm Yeryüzü'nü etkileyecek kararları almalarında destek olmak
  14. Yeryüzüne şifa vermek
  15. Negatif enerjiyi uzaklaştırma

Şifa sistemi Batıya ilk kez üçüncü nesil Brezilyalı şifacı Alberto Aguas tarafından getirilmiştir. Hem annesi hem de dedesi şifa enerjisiyle çalışmış doktorlardı ve Alberto yaşamı boyunca birçok şifaya ve bu şifaların değişik birçok yöntemle verilmesine şahit olmuştur. Nesiller boyu ailesi Guaraniler arasında, gerektiğinde tıbbı bakım sağlayarak yaşamıştır ve yerlilere yardım etme çabalarının sonucu olarak kabile şamanlarıyla doktorlar arasında karşılıklı bir saygı oluşmuştur. Gitgide şamanlar kendi şifa yöntemlerini paylaşmaya başlamışlar ve bu güvene dayalı ilişki aracılığıyla yöntem süre gelmiştir

Ama Deus Shamanic Healing 2 farklı inisiyasyona öğretilir ve inisiyasyonlar aynı gün içinde yada arka arkaya iki günde verilebilir. Sistemde Shamanların kullandığı 26 sembole de inisiye olacaksınız. Bu sisteme inisiye olmak için en az Usui Reiki 2.aşama bilmelisiniz ve kullanımı etkili olmasına karşın zor bir sistem olduğu için şifa çalışmaları konusunda sadece ciddi çalışmalar yapanların öğrenmesi tavsiye edilir.

İlkel Kavim ve İksir

Şamanizm'in temsil ettiği ilkel kavim ve kadim dinlerinde iksirler, topluluğa psikotik maddeler şeklinde sağlanıyordu. Şaman ve takipçilerini yaşadıkları dünyadan da daha gerçek bir ruh alemiyle irtibat kurmalarını sağlayan vizyon ve vecit halleri yaratma açısında psikotikler, halüsyonojenler ve uyuşturucular çok önemlidir. Bu vizyonlar sefalet, hastalık ve ölümün içinde bulunmadığı doğaüstü bir alemin varolduğu inancını desteklemekte ve belki de üretmektedir. Ölümsüzlük vizyonundan ölümsüzlük arayışına geçiş küçük bir adımdır. Vizyonu yaratan madde şifa ritüellerinde kullanılıyordu veya da ilaç olarak veriliyordu. Bazen Vedik ritüellerde soma için ve Kuzey Amerika düzlük Kızılderililerin kullandığı psikotik madde "Baba Peyote" için yapıldığı gibi onlara bizzat tanrılaştırıp tapılıyordu. İnsanlar bu tanrıları elle tutabileceklerini ve onları yiyip güç ve ölümsüzlüklerini özümseyebileceklerine inanıyorlardı. Bunun arkasındaki inanç insan yediği şey olduğu ve hayvan, insan ve ilahi gücü sindirim sistemi ile özümseyebileceği fikri yatmaktadır. Bu inancın ciddi veya mecazi olarak alınması, değişik dini akımlarda kurbanların yenilmesi için zemin hazırlamıştır (Dionysis, Attik, Eleusis, Hıristiyan).

Rg Veda'da anlatılan Soma ritüeli bir iksirin hazırlanışını ve kullanışını anlatan en eski kayıtlı dini törendir. Soma'nın ne olduğu konusunda farklı fikirler ortaya atılmıştır. R. Gordon Wasson'un araştırmaları (1969) soma'nın sıvısı öldürücü bir zehir olan, ama sulandırıldığında psikotik bir madde olan Amanita Muscaria mantarından hazırlandığı olasılığını oldukça inandırıcı kılmaktadır. İçkinin neden olduğu ölümsüzlük vizyonları içkinin kendisiyle özdeşleşmiştir. Bu konuda şiirler de yazılmıştır:

    Somayı içtik ve ölümsüzleştik
    Tanrıların keşfettiği ışığa eriştik
    Bize artık hangi şerlik işler ki?
    Ve ölümlülerin kini bize karşı ne yarar ki ey Ölümsüz Tanrı?

Soma'nın kullanımı Vedik dönemin sonuna dek ortadan kalktı. Bazı alimler bu gelişmeyi Hint-Avrupalıların mantarın yetiştiği bölgelerden uzak yerlere göçmelerine atfetmektedirler. Belki de daha inandırıcı bir görüşe göre zamanla ruhban sınıfın daha çok hakim olduğu kurumsallaşmış ve daha az coşkulu bir din anlayışı yaygınlaşmıştı.

Nzambi

Zombi voodoo’nun Afro-Caribbean ve Creole ruhani inanç sistemlerinde ölümsüz bir insandır. Bu folklorik zombiler doğaüstü güçler ve şamanistik hekimliği vasıtasıyla, yaşayanlar arasında korku yaratmak amacı ile ölü insan bedenlerinin yeniden canlandırılmasıdır. Zombilerin daha korkunç versiyonları yamyamlık ögesi kullanılarak korku sinemasında sıkça sergilenmektedir.

Voodoo inancına göre ölü bir insan ya da mambo tarafından yeniden diriltilebilir. Zombilerin kendi bilinçleri ya da istekleri olmadığı için bokor ya da mambo’nun kontrolü altındadırlar. Zombi aynı zamanda voodoo yılan tanrısı Niger-Congo’nun adıdır. Kongo dilinde kullanılan ve tanrı anlamına gelen ‘’nzambi’’ sözcüğüne benzemektedir.

1937 yıılında Haitide’ki gelenek ve adetler üzerinde yapılan bir araştırma sırasında Zora Neale Hurston, 1907 yılında 29 yaşındayken ölmüş ve gömülmüş Felicia Felix-Mentor ile ilgili bir söylentiyle karşılaştı. Köylüler ölümünden 30 yıl sonra Felicia’ yı yollarda sersem bir şekilde ve yanında birkaç kişi ile birlikte yürürken gördüklerini söylüyorlardı. Hurtson, bu bahsedilen insanlara çok güçlü ilaçlar verilmiş olduğu söylentilerinin peşine düştüysede daha fazla bilgi vermeye istekli bireyler bulamadı.

“Eğer bilim kabile törenlerindeki figürler yerine Haiti ve Afrika’ daki Voodoo’ nun altına inerse, bugüne kadar tıp ilmi tarafından bilinmeyen bir takım tıbbi gizemlerin gücüne ulaşacaktır. ” cümleleri ile bir yazısında bu konuya değinmiştir.

15-20 sene önce Kanadalı ethnobotanist Wade Davis zombilerin farmakolojik durumu ile ilgili iki kitap yayınladı; The Serpent and the Rainbow (yılan ve gökkuşağı) (1985) ve Passage of Darkness: The Ethnobiology of the Haitian Zombie (Karanlığın pasajı: Haitili zombilerin ethnobiyolojisi) (1988). Davis 1982 yılında Haiti’ ye gitmiş ve orada yaptığı araştırmalar sonucunda, yaşayan bir insanın iki özel tür tozu almasıyla bir zombiye dönüştürülebileceğini iddia etmişti. Birincisi coup de poudre (Fransızca: 'toz çarpması') içersinde bulunan tetrodotoxin (TTX) maddesi nedeniyle ölü benzeri duruma neden olur. Tetrodotoxin Japonların yemek zevkini oluşturan, fugu, ya da kirpi balığı içinde bulunan zehirli toksin ile aynı özelliklere sahiptir. Öldürücü etkisi olan bu maddenin 1 mg’ lık dozu insanı günlerce, bilincü açık olmasına rağmen yarı ölü bir durumda bırakabilir. İkinci toz ise (şaşkınlık veren halisilasyon etkisi vardır) insanı bilinçsiz ve kendi istemi dışında hareket eden zombi benzeri bir duruma sokar. Davis aynı zamanda bu deneyimleri yaşamış Clairvius Narcisse ‘ ın hikayesini de popülerleştirmişti. David’ in yaptığı çalışmaların gerçekliği ve doğruluğu üzerinde halen şüpheci görüşler bulunmaktadır.

Vishõu Puràõa'dan İki Efsane

Hint mitolojisi, Vedik dönem ve Epik dönem olmak üzere iki büyük dönem altında incelenir. Vedik dönemin ürünleri; Vedalar; ègveda, Yacurveda, Samaveda ve Atharvaveda olmak üzere dört büyük eserden meydana gelmiştir. Vedaları âraõyakalar ve Upanishadlar izler. Epik dönemin ürünleri ise destanlar (Mahàbhàrata, Ràmàyaõa ve Harivaüşa) ve Puràõalardır. Puràõaları meydana getirenler, saz şairleri Sutalardır. Bu yüzden bu eserler, Brahmanlara ait metinler olmaktan çok halka ait olmuşlardır. Yazarları olarak da Hindular Vyasa’yı kabul ederler. Vishõu ve Şiva inançlarını yayan ve destekleyen Puràõaların ne zaman ortaya çıktıkları hakkında kesin bir şey söylemek zordur. Puràõa kelimesinden anlatılmak istenen ise “puràõam àkhyànaü” yani eski öykülerdir.

Eski devirlere ait efsaneler ve öykülerin anlatıldığı Puràõalarda beş temel konu vardır. Bunlardan en az birkaçı bir Puràõanın içeriğini oluşturur. Bu beş konu şunlardır:

1. Sarga (Yaradılış)

2. Pratisarga (Yeniden Yaradılış)

3. Vaüşa (Soy yani Tanrıların ve Rshilerin Soy Kütükleri)

4. Manvantaràõi (Manu Devirleri)

5. Vaüşànuçarita (Hanedanların Tarihleri)

Bilinen on sekiz tane Puràõa(Mahapuràõa) vardır. Bunlar:

1. Brahma 10. Màrkaõóeya
2. Vishõu 11. Bhavishya
3. Agni 12. Brahmavaivarta
4. Şiva 13. Vàràha
5. Bhàgavata 14. Kårma
6. Liïga 15. Matsya
7. Pàdma 16. Garuóa
8. Nàrada 17. Brahmaõóa
9. Skànda 18. Vàmana

Puràõaları, yazılış itibariyle belli bir sıraya koymak mümkün değildir. Çünkü biri yazıldığında diğeri zaten vardır. Bununla birlikte otoriteler Adi Puràõa yani İlk Puràõa olarak Brahma Puràõayı kabul ederler. Matsya Puràõada1 on sekiz Puràõa tek tek sayılır. Bunlar:

1. Vishõucu Puràõalar: Vishõu, Nàrada, Bhàgavata, Garuóa, Pàdma, Vàràha

2. Brahmacı Puràõalar: Brahmaõóa, Bhavishya, Brahmavaivarta, Màrkaõóeya, Vàmana, Brahma

3. Şivacı Puràõalar: Matsya, Kårma, Liïga, Şiva, Skànda, Agni olmak üzere üçe ayrılır.2

Vishõu Puràõa, tanrı Vishõu’nun inanırlarının temel kitabıdır. Bu Puràõa, aziz Paraşàra ile öğrencisi Maitreya arasındaki soru-cevap şeklindeki karşılıklı konuşmalardan meydana gelmiştir. Bu konuşmalarda tanrıların, şeytanların, kahramanların ve insan ırkının türeyişleri, dünyanın yaradılışı, mitolojik öyküler, coğrafi bilgiler, doğum, ölüm, evlilik gibi törenler, kralların soy listeleri, eski çağların ermişleri ve krallarıyla ilgili efsanelerden bahsedilir. Hindular Puràõaların yazarı olarak Vyasa’yı kabul etmelerine rağmen, altı amşa (kitap) ve yirmi üç bin şlokadan (beyit) meydana gelen Vishõu Puràõanın yazarı Paraşàra’dır.

Yaratıcı tanrı Brahma ve yok edici tanrı Şiva’yla birlikte oluşturdukları Hint tanrı üçlemesinin bir üyesi olan Vishõu, Epik dönemin en önemli tanrılarından biridir. Bilinen en belirgin özelliği güneş ve onun boşluktaki hareketiyle bağlantılı olan “trivikrama” yani üç uzun adımıdır. Onun bu uzun adımlarından ikisi insanlar tarafından görülür ancak üçüncü adımını gökte uçan kuşlar bile göremez. Bu üç adımı aynı zamanda güneşin; “Doğuş, En Yüksek Nokta ve Batış Noktası” olan üç değişik konumunu da işaret eder. Vishõu’ya geniş yürüyen anlamında “urugàya”, geniş adımlayan anlamında da “urukrama” denilmektedir.

Vishõun’nun birinde deniz kabuğu, birinde disk, birinde gürz ve birinde de nilüfer çiçeği taşıdığı dört eli vardır. Görünüşü oldukça olağanüstü ve görkemlidir. Gözleri kırmızı ve bir nilüfer çiçeğinin yaprağı kadar geniştir. Göğsünde süt okyanusunun çalkalanması sırasında meydana geldiği kabul edilen kaustubha adlı bir mücevher vardır. Müthiş bir güce sahiptir ve boğa ile özdeşleştirilmiştir. Binek hayvanı göksel kuş Garuóa’dır. Cenneti altından yapılmış Vaikunta’dır. O sadece koruyucu bir tanrı değil aynı zamanda keder ve günahı yok edendir. Karısı şans tanrıçası Lakşmã’dir.3

Hint mitolojisinde, diğer tanrılara göre Vishõu’nun avataraları (bedenlenme) oldukça ünlüdür. Genel olarak kabul edilen on avatarası vardır. İlk dört avatarası Satyayuga’da4 meydana gelmiştir. Bu avataralardan balık, kaplumbağa ve domuz avatarası mitolojide ilk olarak tanrı Brahma’ya aittir. Epik döneme gelindiğinde, Vishõu inanırları, bu avataraları Vishõu’ya mal etmişlerdir. Böylece diğer inançlara karşı kendi inançlarını kuvvetlendirmişlerdir. Bu avataralar:

1. Matsya (Balık): Hint mitolojisinde balık betimlemesiyle karşılaştığımız ilk yer Şatapatha Bràhmaõa’dır (I;8.,1-6).5 Bu ünlü tufan efsanesidir. Vishõu, bu betimlemesiyle insan ırkının atalarından yedinci Manu’yu selden kurtarır.

2. Kårma (Kaplumbağa): Vishõu Satyayuga’da selden kaybolmuş olan Amrita (hayat suyu), Kaustabha (kutsal mücevher), Surabhi (bolluk ineği), Paricata (kutsal ağaç) gibi bir takım değerli şeyleri bulmak için kaplumbağa şeklinde bedenlenmiştir.

3. Vàràha (Domuz): Bu bedenlenmenin ilk görüldüğü yer Taittiriya Samhita’dır. Vishõu, kötü ruh Hiranyaksha’yı öldürerek yeryüzünü onun lanetinden kurtarır.

4. Narasinha (İnsan Aslan): Vishõu dünyayı zalim Daityalar kralı Hiranyakaşipu’nun kötülüğünden korumak için bu şekilde bedenlenmiştir.

5. Vàmana (Cüce): Bu avatarası Vishõu’nun üç adımıyla bağlantılıdır ve kökeni èg Vedaya kadar gider.

6. Paraşuràma (Baltalı Rama): Brahmanlar6 ve Kshatriyalar7 arasındaki savaşta Bràhmaõalara yardım etmek amacıyla savaşçı bir Brahman olarak doğmuştur. Paraşu’nun anlamı balta demektir.

7. Ràmaçandra (Ay Benzeri Ràma): Hintlilerin ünlü Ràmàyaõa destanının kahramanı kral Daşaratha’nın oğlu Ràma olarak doğmuştur. Bu bedenlenmesiyle Rakşasa8 kralı Ravana’yı öldürmüştür.

8. Kçişõa (Kara): Tanrı Vishõu’nun en popüler avatarasıdır. Mahàbhàrata ve Harivaüşa destanında onun birçok macerasından bahsedilir.

9. Buddha (Aydınlanmış): Buddhizmin kurucusu Buddha da Vishõu’nun bir bedenlenmesi olarak düşünülmüştür.

10. Kalkin ya da Kalkã (Beyaz At): Dünyanın son devresi olan Kali devrinin sonunda bütün insanlar erdemlerini kaybedeceklerdir. Her şeyin son derece kötü gittiği bu devirde Vishõu beyaz bir at üstünde oturur biçimde görünecek ve her şeyi eski haline döndürdükten sonra cennete gidecektir.

Vishõu’nun bu on avartarasına ek olarak Bhàgavata Puràõa da, Purusha (insan), Nàrada (aziz), Nara (aziz), Narayana (aziz), Kapila (aziz), Dattatreya (aziz), Yacna ( kurban), Rishabha (Bharata’nın babası), Prithu (kral), Dhanvantari (tanrıların doktoru), Vedavyasa, Balarama (Kçişna’nın ağabeyi) yirmi iki avatarasından bahsedilir.

Ganj nehrinin Vishõu’nun ayağından doğduğu söylenir. Bin adı vardır. Sadarşanam adlı diski ile karanlığın korkunç ruhlarını yok eder. Arabası yedi at tarafından çekilir. Bir savaşçı olarak sol elinde gürzünü, sağ elinde de uğurlu diskini taşır.

Efsanelerin kimi direk olarak Vishõu’yu överken kimi de dolaylı olarak övmektedir. Epik dönemin bu güçlü tanrısının inanırları kökenleri ègveda’ya kadar giden bazı efsaneleri de kendi kitapları içinde toplamışlardır. Tarihi binlerce yıl geriye giden bu efsaneler bugün bile Hint halkını etkilemektedir.

Nimi Efsanesi

Kral İkshvaku’nun oğlu Nimi, yüzyıl sürecek olan bir kurban töreni başlatır. Kurban töreninde adakları sunması için de aziz Vasishtha’nın yardımını ister. Bunun üzerine Vasishtha beş yüz yıl için İndra’ya karşı görevli olduğunu, eğer kral bir müddet beklerse gelip baş aziz olarak ayini yönetebileceğini söyler. Vasishtha’nın sözleri karşısında kral sessiz kalır. Bunun üzerine Vasishtha, kralın kabul ettiğini düşünerek oradan ayrılır. Aziz, İndra için yönettiği töreni tamamlar tamamlamaz hızla yola çıkar. Kurban yerine vardığında, Nimi’nin kurbanında yardımcı olmaları için Gautama’yla birlikte başka azizleri de çağırdığını görür. Buna canı çok sıkılan ve kendisine bilgi verilmeden görevi Gautama’ya verdiği için sinirlenen Vaistha o sırada uykuda olan kral Nimi’ye lanet ederek bedenini görünmez yapar. Nimi, uyandığı zaman bedenini kaybettiğini görür. Vasishtha’yı kızdırdığı için aziz tarafından lanetlendiğini anlar ve bedeninden ayrılır. Aynı zamanda Vasishtha’nın ruhu da bedenini terk ederek Mitra ve Varuna ile birleşir.10 Nimi’nin cesedi ise güzel kokulu yağlar ve reçine ile mumyalanarak çürümeden korunur. Böylece ölümsüzleşir. Kurbanı tamamlayıp kendi paylarını alan azizler kurban törenine gelen tanrılara başvurarak, Nimi’nin bedenini geri vermelerini isterler. Fakat Nimi bunu kabul etmeyerek şöyle der: “Bütün dünyevi acıların tesellileri olan Ey Tanrılar! Dünyada üzüntünün nedeni ruhun ve bedenin ayrılığından daha derin değildir. Bundan dolayı ben bütün yaratılmışların gözünde olmak istiyorum ve asla maddi şekle geri dönmek istemiyorum.” Tanrılar, Nimi’nin bu dileğini kabul ederek onu bütün yaşayanların gözlerine yerleştirirler. Bunun sonucunda da yaşayanların gözkapakları hala açılıp kapanır.

Nimi, geride varis bırakmadan gidince azizler yeryüzünün hükümdarsız kalma endişesi ile prensin bedenini çalkalarlar ve Canaka adında ataları olmayan bir prens meydana getirirler. Babasının bedensiz (videha) olması sonucunda, ona da Vaideha (bedensizin oğlu) ismini verirler.

Efsanenin devamında kralların soy listesi sayılmaktadır. Canaka’nın oğlu Udavasu, onun oğlu Nandivarddhana onun oğlu Mahavirya.....onun oğlu Hrasvaroman, onun oğlu Siradhvaca’dır.

Sabanla toprağı kazarak bir nesil elde etmek içim Siradhvaca11 kurban töreni hazırlıklarına başlar. Kızı Sita sabanın açtığı yarıktan doğar. Siradhvaca’nın erkek kardeşi Kaşi kralı Kuşadhvaca’dır...............onun oğlu Bahulaşva, onun oğlu Kriti ile Canaka’nın ailesi biter. Bunların hepsi ruhani bilgide usta Mithila krallarıdır.

Vena Efsanesi

....Mrtyu’nun kızı Sunita, Anga’ya eş olarak verilir ve büyükbabasının kötü huylarını alan Vena’yı doğurur. Vena, azizler tarafından dünya hükümdarı olarak açıklanarak törenle takdim edilir. Kral olarak ilan edilen Vena bundan böyle yapılacak törenlerin ibadetsiz, adaksız ve Brahmanlara hediyeler verilmeden yerine getirilmesini, isteyerek şöyle der: “Ben adaklarla adlandırılan kurbanın efendisiyim.” Vena’nın sözlerini duyan azizler, saygıyla kralın yanına yaklaşıp yumuşak bir ses tonuyla: “ Haşmetli prens! Sizi saygıyla selamlıyoruz; bizi dinleyiniz. Krallığınızı ve yaşamınızı korumak ve halkınızın yararı için uzun ve ciddi dini törenler düzenlememize, tanrıların tanrısı kurbanın efendisi Hari’ye tapmamıza izin verin; bu ibadet size geri dönecek olan bir meyvenin yarısıdır. Adakların tanrısı Vishõu, bizim tarafımızdan kurban ile teskin edilecek, siz de böylece isteklerinize kavuşacaksınız. Başka prensler de Hari’nin krallığında dinsel törenler yaparak dileklerine kavuştular” derler. Vena: “Benden daha üstün nitelikleri olan kimdir? Benden başka tapmak için adlandırılan kim? Kurbanın efendisi lakabı takılan bu Hari de kim? Brahma, Canardana, Şambu (Şiva), İndra, Vayu, Yama, Ravi, Hutabhuk, Varuna, Dhata, Pusha, Bhumi, Çandra; bütün bunlar bir kralın kişiliğinde vardır. Tanrısal olan her şey bir hükümdarın esasıdır. Emirlerimi bilinçli olarak verdim ve onları yerine getirin. Kurban yapmayacaksınız, adak sunmayacaksınız, sadaka vermeyeceksiniz. Bir kadının ilk vazifesinin eşine sadakat etmesi gibi siz kutsal insanların sorumluluğu da benim emirlerime uymaktır” der. Azizler: “Yüce Kral! Emirlerinizle dindar kişiler çok acı çekebilir. Bütün bu dünya adakların bir dönüşümüdür. Eğer adağı engellerseniz, dünyanın sonu gelir” derler. Azizlerin ricalarını tekrarlamalarına rağmen Vena emirlerinden vazgeçmez. Bunun üzerine azizler öfkeyle bağırarak: “Bu hain biçare ölsün. Başlangıcı ve sonu olmayan, kurbanın tanrısına hakaret eden bu kafir yeryüzü üzerinde hükümdarlık yapmasın” derler ve hep birlikte krala hücum edip, dini sözler eşliğinde kutsal otlarla vurarak onu katlederler. Böylece Vena dine saygısızlık etmesi sonucunda yok edilen ilk kişi olur.

Vena yok edildikten bir müddet sonra azizler yükselen tozlara bakarak yakınlarında olan halka “bu nedir?” diye sorarlar. Halk; “kralı olmayan bir krallığımız olduğundan şerefsiz insanlar, topraklarımıza el koymaya başladılar. Saygıdeğer azizler! Avlarının üstüne saldırmak için acele eden, küme halinde bir araya toplanmış hırsızlar tarafından ortaya çıkarılan şu büyük tozlara bakın” derler. Bunu duyan azizler, kralın nesli olmadan yok olmamasını sağlamak için bir araya gelerek Vena’nın uyluğunu ovarlar. Ovma sonucunda bodur (negra) bir oğlan çocuğu doğar. “Ben ne yapacağım” diye soran çocuğa azizler “otur (nishida)” derler. Böylece onun adı Nishida olur. Onun torunları olan Vindhya dağının sakinleri hala Nishidalar olarak isimlendirilirler. Sonra Brahmanlar kralın sağ uyluğunu ovmaya devam ederler ve Vena’ın ünlü oğlu göz kamaştırıcı Prithu doğar.

Prithu’nun doğumuyla gökyüzünden “Acagava”13 olarak isimlendirilen ilkel yay ve cennetten de tanrısal oklar yeryüzüne iner. Vena “Put”14 diye isimlendirilen cehennemden, oğlunun sayesinde kurtulup tekrar krallığına yükselir. Denizlerin ve nehirlerin derinliklerinden mücevherler gelir. Angiraslar (Ateş), canlı-cansız bütün her şey Vena’nın oğlunun kutsama törenini yürütmek için toplanırlar. Sağ elinde Vishõu’nun diskinin izini gören Brahma, Prithu’daki tanrısal gücü anlar ve çok memnun olur. Çünkü, Vishõu’nun diskinin işaretini elinde taşıyan biri, evrenin imparatoru olmak için doğar ve onun gücü tanrılar tarafından bile yenilemez.

Böylece Vena’nın güçlü oğlu Prithu babasının yönetimi altında ezilmiş olan halkı dertlerden kurtaran dünyanın hükümdarı olarak tanınır. Halkının sevgisini kazanarak raca yani kral lakabını alır. Okyanusun bir başından bir başına geçmek istediği zaman sular donar. Dağlar ona yol açar. Sancağı ile ormanın içinden geçer. Bütün sığırlar bereketli ineklerle eşleşir. Her çiçeğin içine ballar saklanır. Bu eşsiz kahramanın doğum günü için düzenlenecek olan kurban töreni, Brahma tarafından hazırlanır. Büyük kurban töreni aynı zamanda hünerli şair Magadha’yı ve zeki Suta’yı15 da ortaya çıkarır. Kutsal azizler, bu iki insana derler ki: “Vena’nın ünlü oğlu, kral Prithu’ya dua edin; bu sizin özel görevinizdir ve burası da sizin dua etmeniz için uygundur.” Fakat onlar nezaketle Brahmanlara: “Biz, yeryüzünün yeni kralının görevlerini bilmiyoruz. Onun erdemlerini anlamıyoruz. Onun şöhreti her tarafa yayılmadı. Ona nasıl dua edeceğimiz hakkında bize bilgi verin” derler. Bunun üzerine Brahmanlar: “Görevleri yürütecek olan kahraman krala şükredin; göstereceği erdemler için ona dua edin” derler.

Brahmanların bu sözlerini duyan kral çok memnun olur. Sadece dürüst davranışlar sayesinde erdemli kişilerin böyle bir övgüyü elde edeceğini düşünür. Ozanların söylediği övgü dolu methiyeler, onun erdemli davranışı sonucunda olacaktır. Bu yüzden onların övgü dolu methiyelerini elde etmek için çaba harcaması gerektiğine karar verir. Eğer onlar hatalardan uzak durmayı ona öğretirlerse, o da ondan kaçınmaya çalışacaktır. Böylece Prithu nazikçe gelecekteki ünlü erdemlerini tatlı bir ses tonuyla öven ozanları dinler.

“Bir kral, doğru sözlü, cömert ve sözünün takipçisidir. Akıllı, yardımsever, sabırlı, cesur ve kötülerin düşmanıdır. Görevlerini bilir. Merhametli ve naziktir. Kutsal şeylere saygı duyar. Kurban töreni düzenler. Brahmanlara saygı gösterir. İyileri sever ve adaletli yönteminde dost ya da düşman ayırmaz.”

Bu değerler, Suta ve Magadha tarafından krala söylenir. Kral, ozanların söylediklerinin hepsini uygular. Bu dünyayı korumak için, bol adakların sunulduğu büyük bir kurban töreni düzenler. Erksizlik dönemi boyunca acı çeken halk, yenilebilir bitkilerin yok olduğunu, başlarına bela olan kıtlıktan çektikleri ızdırabı, kralsız kaldıkları süre içinde Yeryüzünün bütün sebze üretimlerinin durduğunu bunun sonucunda da insanların mahvolduğunu krallarına söyleyerek eklerler: “Siz! Bize geçim veren, insanları korumak için yaratıcı tarafından meydana getirildiniz; açlıktan kırılan halkınızın yaşamını desteklemek için bize sebzeleri bağışlayın” derler.

Bu sözleri işiten Prithu, tanrısal yayı Acagava’yı ve göksel oklarını alarak, büyük bir öfke içinde Yeryüzüne hücum eder. Yeryüzü, inek şekline girerek acele ile ondan kaçar. Kralın korkusuyla Brahma’nın cennetteki yerine gelir. Fakat nereye giderse gitsin, yaşamın destekleyicisi de oraya gelir. Orada silahlarını havaya kaldırmış Prithu’yu gören Yeryüzü, korku içinde titreyerek yiğitliği önlenemez Prithu’ya; “Beni usanmadan öldürmek için arayan siz, bir kadın öldürmenin günahını bilmiyorsunuz” der. Bunun üzerine prens; “birçok mutluluk kötü bir varlığın yok edilmesiyle elde edilecekse, o varlığın ölümü erdemli bir iştir” der. Bunun üzerine Yeryüzü; “fakat halkınızı yüceltmek için benim hayatıma son vererek onların desteğini nasıl kazanacaksın.” Kral; “emirlerimi dinlerler” dedikten sonra şöyle devam eder; “eğer seni yok edersem, adaklarım sayesinde halkım beni destekleyecektir.” Sonra korkudan tir tir titreyen Yeryüzü, Prithu’ya saygılarını sunarak şöyle der: “Eğer uygun araçlar çalıştırılırsa, bütün girişimler başarılır. Başarının aracını size söyleyeceğim. Bütün sebze üretimi eskimişti ve ben onları yok ettim; fakat sizin emirlerinizle sütle geliştirilmiş olarak onları onaracağım. Bu yüzden prenslerin en erdemlisi, insanoğlunun yararı için bana buzağı verin. Böylece sütümün sayesinde bitki tohumlarının bütün her yere eşit olarak dağılmasını sağlarım.”

Böylece Prithu, yüzlerce, binlerce dağı küme halinde köklerinden sökerek birbiri üzerine kümeler. Bu zamandan önce köylerin ve kasabaların belirlenmiş sınırları yoktur. Yeryüzünün üstü düzensizdir. Tarım yoktur. Otlak yoktur. Ziraat yoktur. Tüccarlar için yol yoktur. Bütün bunlar yani medeniyet Prithu’nun hükümdarlığı zamanında başlar. Prithu, düzleşmiş olan yeryüzünde barınak yapmaları için halkını teşvik eder. Yine bu zamandan önce insanların besin kaynaklarını oluşturan meyveler ve kökler büyük zorluklarla temin edilmektedir. Bütün sebzeler yok olmuştur. Böylece Svayambhuva Manu16 buzağıyı meydana getirir ve yeryüzüne süt sağar. Sütü, insanlığın yararı için kendi eliyle sunar. Böylece insanların devamlı olarak geçimini sağlayan çok çeşitli mısır ve sebzeler üretilir. Yeryüzüne yaşam verdikten sonra Prithu onun babası olur. Yeryüzüne de Prithu’nun kızı anlamında Prithivi lakabı verilir. Sonra tanrılar, azizler, Rakshasalar, Gandharbhalar, Yakşalar, Pitriler, yılanlar, dağlar ve ağaçlar uygun bir süt kabı aldılar ve yararlı sütü yeryüzüne akıttılar.

Bir anne gibi sarıp sarmalayan bu dünya, Vishõu’nun ayak tabanından meydana getirilmiştir. Böylece yeryüzünün efendisi olan Vena’nın kahraman oğlu doğmuştur. Prithu, halkı tarafından çok sevilen ve raca lakabı verilen ilk kişidir. Her kim Vena’nın kahraman oğlu Prithu’nun öyküsünü dinler ve anlatırsa bütün sıkıntılarından kurtulur. İşte Prithu’nun değerli öyküsü budur.

Sonuç:

Vishõu Puràõa’nın (I,XII ve IV,V)de yer alan Vena ve Nimi efsanelerinde dikkatimizi çeken konulardan biri lanet motifidir. Kral Nimi, aziz Vasishtha’ya verdiği sözü tutmadığı için, kral Vena ise din adamlarına adak sunmayı redettiği için, azizler tarafından lanetlenmişlerdir. Bu lanet sonucunda Nimi görünmez olmuş Vena ise hayatını kaybetmiştir. Bu oldukça ilginçtir; çünkü olay, toplumun iki önemli ve üstün sınıfı yani Brahmanlar (din adamları) ve Kşatriyalar (savaşçı) arasındaki çekişmenin bir sonucu gerçekleşmiştir. Kşatriyalar toplumun hakimi olan krallar ve prenslerden oluşan savaşçı bir topluluktur. Brahmanalar ise din adamlarından meydana gelmiştir ve bu iki topluluk karşımıza hep birlikte çalışan uyumlu bir ikili olarak çıkmaktadır. Oysa burada birbirlerine ters düşmüş ve durum Brahmanların zaferiyle sonuçlanmıştır. Bunda Vedik dönemden sonra gelen Brahmana döneminin etkisi büyüktür. Din adamlarının hakim olduğu bu dönem, kendinden sonra gelen dönemleri de etkisi altına almıştır. Efsanelerin geçtiği Epik dönemde bu dönemlerdendir. Toplumun sınıflara bölünmesi ilk olarak Rgveda’da (X, 90;12)karşımıza çıkar. Ancak buradaki bölünme mesleki sınıflamalar şeklindedir. Zamanla bu sistem değişmiştir.

Efsanelerdeki diğer bir ortak nokta da mucize konusudur. Kral Nimi’nin bedeninin çalkalanması sonucunda Mithila Krallarının soyu ortaya çıkmıştır. Bu Hintlilerin ünlü destanlarından biri olan Ramayana destanının kahramanı Rama’nın eşi Sita’nın babasının soyudur. Aynı şekilde Vena’nın oyluklarının ovulmasıyla da Nishida soyu ortaya çıkmıştır. Bu soyun krallarından Guha, üvey annesinin entrikası sonucunda sürgüne giden Rama’yı bir müddet krallığında misafir etmiştir. Hatta Rama kendisini, geri dönmesi için ikna etmeye çalışan erkek kardeşi Bharata ile Guha’nın krallığında buluşmuştur.

Vena efsanesinde azizlerin sayesinde kral Vena’nın Prithu adında, tanrısal güçlere sahip bir oğlu daha olmuştur. Bu çocuğun doğumuyla gökyüzünden Acagava yayı inmiştir. Bu yay, Mahadeva (Şiva) yani Büyük Tanrı’ya aittir. Aynı zamanda Prithu’nun sağ elinde Vishõu’nun diskinin izi vardır. Epik dönemin, tanrı Brahma’yla birlikte tanrı üçlemesini oluşturan Vishnu ve Şiva, bir çocuğun bedeninde buluşmuştur. Bunun altında da yine din adamları vardır. Çünkü Vena azizler tarafından katledilmiş kötü bir kraldır ve din adamları halkın gözünde güçlerini artırmak için tanrısal güçlere sahip bir çocuk meydana getirmişlerdir. Bu da bize gösteriyor ki Brahmanlar istediklerini rahatlıkla yapabilen güce sahip bir topluluktur.

Vishõu inanırlarının kitabı olan Vishõu Puràõa, Vishõu’yu öven efsanelerin ve öykülerin yanı sıra soy kütüklerinden, insan ırkının ilk ataları olan Manulardan, Hinduların kutsal kitapları Vedalardan, toplumu sınıflara bölen kast sisteminden, evlilik, doğum ve ölüm gibi törenlerden de bahseder. Epik dönem içinde yer alan Puràõalar, o döneme ait sosyal ve kültürel yaşam hakkında bilgiler içermesi bakımında da oldukça yararlı kaynaklardır.

SunDance

The Sun Dance is a ceremony practiced by a number of Native Americans, and was one of the most important rituals practiced by Plains Indians. Each tribe has its own distinct rituals and methods of performing the dance, but many of the ceremonies have features in common, including dancing, singing, praying, drumming, the experience of visions, fasting, and in some cases piercing of the chest or back. Most notable for early Western observers was the piercing many young men endure as part of the ritual. Frederick Schwatka wrote about a Sioux Sun Dance he witnessed in the late 1800s:

"Each one of the young men presented himself to a medicine-man, who took between his thumb and forefinger a fold of the loose skin of the breast—and then ran a very narrow-bladed or sharp knife through the skin—a stronger skewer of bone, about the size of a carpenter's pencil was inserted. This was tied to a long skin rope fastened, at its other extremity, to the top of the sun-pole in the center of the arena. The whole object of the devotee is to break loose from these fetters. To liberate himself he must tear the skewers through the skin, a horrible task that even with the most resolute may require many hours of torture." (Schwatka 1889).

In fact, the object of being pierced is to sacrifice one's self to the Great Spirit, and to pray while connected to the Tree of Life, a direct connection to the Great Spirit. Breaking from the piercing is done in one moment, as the man runs backwards from the tree at a time specified by the leader of the dance. A common explanation, in context with the intent of the dancer, is that a flesh offering, or piercing, is given as part of prayer and offering for the improvement of one's family and community.

Time to Lucid Action!

1.1 WHAT IS LUCID DREAMING?

Lucid dreaming means dreaming while knowing that you are dreaming. The term was coined by Frederik van Eeden who used the word "lucid" in the sense of mental clarity. Lucidity usually begins in the midst of a dream when the dreamer realizes that the experience is not occurring in physical reality, but is a dream. Often this realization is triggered by the dreamer noticing some impossible or unlikely occurrence in the dream, such as flying or meeting the deceased. Sometimes people become lucid without noticing any particular clue in the dream; they just suddenly realize they are in a dream. A minority of lucid dreams (according to the research of LaBerge and colleagues, about 10 percent) are the result of returning to REM (dreaming) sleep directly from an awakening with unbroken reflective consciousness.

The basic definition of lucid dreaming requires nothing more than becoming aware that you are dreaming. However, the quality of lucidity can vary greatly. When lucidity is at a high level, you are aware that everything experienced in the dream is occurring in your mind, that there is no real danger, and that you are asleep in bed and will awaken shortly. With low-level lucidity you may be aware to a certain extent that you are dreaming, perhaps enough to fly or alter what you are doing, but not enough to realize that the people are dream representations, or that you can suffer no physical damage, or that you are actually in bed.


1.2 IS LUCID DREAMING THE SAME AS DREAM CONTROL?

Lucidity is not synonymous with dream control. It is possible to be lucid and have little control over dream content, and conversely, to have a great deal of control without being explicitly aware that you are dreaming. However, becoming lucid in a dream is likely to increase the extent to which you can deliberately influence the course of events. Once lucid, dreamers usually choose to do something permitted only by the extraordinary freedom of the dream state, such as flying.

You always have the choice of how much control you want to exert. For example, you could continue with whatever you were doing when you became lucid, with the added knowledge that you are dreaming. Or you could try to change everything--the dream scene, yourself, other dream characters. It is not always possible to perform "magic" in dreams, like changing one object into another or transforming scenes. A dreamer's ability to succeed at this seems to depend a lot on the dreamer's confidence. As Henry Ford said, "Believe you can, believe you can't; either way, you're right." On the other hand, it appears there are some constraints on dream control that may be independent of belief. See "Testing the Limits of Dream Control: The Light and Mirror Experiment" for more on this.


1.3 HOW ARE LUCID DREAMS RELATED TO OUT-OF-BODY EXPERIENCES (OBEs)?

A mysterious and highly controversial phenomenon sometimes occurs in which people experience the compelling sensation that they have somehow "left their bodies." The "out-of-body experience" or "OBE", as this fascinating phenomenon is usually termed, takes a variety of forms. In the most typical, you are lying in bed, apparently awake, when suddenly you experience a range of primarily somatic sensations, often including vibrations, heaviness, and paralysis. Then you experience the vivid sensation of separating from your "physical body" in what feels like a second body, often floating above the bed.

It is important to note the distinction between the phenomenal reality of the OBE and the various interpretations of the experience. What is really happening when you feel yourself "leaving your body"? According to one school of thought, what is actually happening is just what it feels like: you are moving in a second body out of and away from your physical body--in physical space. But this "explanation" doesn't hold up very well under examination. After all, the body we ordinarily feel ourselves to be (or if you like, to inhabit) is a phenomenal or mental body rather than a physical body. The space we see around us is not physical space as "common sense" tells us, but as modern psychology makes clear, a phenomenal or mental space. In general, our consciousness is a mental model of the world.

OBE enthusiasts promote lucid dreaming as a "stepping stone" to the OBE. Conversely, many lucid dreamers have had the experience of feeling themselves "leave the body" at the onset of a lucid dream. From a laboratory study, we have concluded that OBEs can occur in the same physiological state as lucid dreams. Wake-initiated lucid dreams (WILDs) were three times more likely to be labeled "OBEs" than dream initiated lucid dreams. If you believe yourself to have been awake, then you are more likely to take the experience at face value and believe yourself to have literally left your physical body in some sort of mental or "astral" body floating around in the "real" physical world. If, on the other hand, you think of the experience as a dream, then you are likely to identify the OBE body as a dream body image and the environment of the experience as a dream world. The validity of the latter interpretation is supported by observations and research on these phenomena.


2.1 WHY HAVE LUCID DREAMS?

Upon hearing about lucid dreaming for the first time, people often ask, "Why should I want to have lucid dreams? What are they good for?" If you consider that once you know you are dreaming, you are restricted only by your ability to imagine and conceive, not by laws of physics or society, then the answer to what lucid dreaming is good for is either extremely simple (anything!) or extraordinarily complex (everything!). It is easier to provide a sample of what some people have done with lucid dreaming than to give a definitive answer of its potential uses.

2.1.1 Adventure and Fantasy

Often, the first thing that attracts people to lucid dreaming is the potential for wild adventure and fantasy fulfillment. Flying is a favorite lucid dream delight, as is sex. Many people have said that their first lucid dream was the most wonderful experience of their lives. A large part of the extraordinary pleasure of lucid dreaming comes from the exhilarating feeling of utter freedom that accompanies the realization that you are in a dream and there will be no social or physical consequences of your actions. One might think that this is a rather intellectual concept, but an ecstatic "rush" frequently arises with the first realization that one is dreaming.

2.1.2 Overcoming Nightmares

Unfortunately for many people, instead of providing an outlet for unlimited fantasy and delight, dreams can be dreaded episodes of limitless terror. As is discussed in the books Lucid Dreaming (LaBerge, 1985) and Exploring the World of Lucid Dreaming (EWLD) (LaBerge & Rheingold, 1990), lucid dreaming may well be the basis of the most effective therapy for nightmares. If you know you are dreaming, it is a simple logical step to realizing that nothing in your current experience, however unpleasant, can cause you physical harm. There is no need to run from or fight with dream monsters. In fact, it is often pointless to try, because the horror pursuing you was conceived in your own mind, and as long as you continue to fear it, it can pursue you wherever you dream yourself to be. The only way to really "escape" is to end your fear. (For a discussion of reasons for recurrent nightmares, see Overcoming Nightmares from EWLD.) The fear you feel in a nightmare is completely real; it is the danger that is not.

Unreasonable fear can be defused by facing up to the source, or going through with the frightening activity, so that you observe that no harm comes to you. In a nightmare, this act of courage can take any form that involves facing the "threat" rather than avoiding it. For example, one young man dreamt of being pursued by a lion. When he had no place left to run, he realized he was dreaming and called to the lion to "come and get him." The challenge turned into a playful wrestling match, and the lion became a sexy woman (NightLight 1.4, 1989, p. 13). Monsters often transform into benign creatures, friends, or empty shells when courageously confronted in lucid dreams. This is an extremely empowering experience. It teaches you in a very visceral manner that you can conquer fear and thereby become stronger.

2.1.3 Rehearsal

Lucid dreaming is an extraordinarily vivid form of mental imagery, so realistic that the trick is to realize it is a mental construct. It is no surprise, therefore, that many people use lucid dreaming to rehearse for success in waking life. Examples of such applications include public speaking, difficult confrontations, artistic performance and athletic prowess. Because the activity of the brain during a dreamed activity is the same as during the real event, neuronal patterns of activation required for a skill (like a ski jump or pirouette) can be established in the dream state in preparation for performance in the waking world. See EWLD for examples.

2.1.4 Creativity and Problem Solving

The creative potential of dreams is legendary. The brain is highly active in REM sleep and unconstrained by sensory input, which together may contribute to the novel combinations of events and objects we experience as dream bizarreness. This same novelty allows thought to take on forms that are rare in waking life, manifesting as enhanced creativity, or defective thinking depending on one's point of view (As Roland Fisher put it, "One man's creativity is another's brain damage."). The claim of enhanced creativity of the dream state is supported by LI research: One study found word associations immediately after awakening from a dream to be 29% more likely to be uncommon compared to word associations later in the day (NightLight, 6.4, 1994). Another study comparing a variety of kinds of experience including daydreams, memories of actual events, and dreams, found that dreams were judged as being significantly more creative than both daydreams and memories (NL, 4.1, 1992). In any case, many lucid dreamers report using dreams for problem solving and artistic inspiration; see EWLD for a variety of examples.

2.1.5 Healing

The effects of visual imagery on the body are well-established. Just as skill practice in a dream can enhance waking performance, healing dream imagery may improve physical health. Medical patients have often used soothing and positive imagery to alleviate pain, and the dream world offers the most vivid form of imagery. Thus, some people have use lucid dreams in overcoming phobias, working with grief, decreasing social and sexual anxieties, achieving greater self-confidence and by directing the body image in the dream to facilitate physical healing. The applications, which are described in greater detail in EWLD, deserve clinical study, as they may be the greatest boon that lucid dreaming has to offer. Other potential healing applications of lucid dreaming include: practice of physical skills by stroke and spinal cord injury patients to encourage recovery of neuromuscular function, enjoyment of sexual satisfaction by people with lower body sensory loss (fully satisfying dream sex requires only mental stimulation!), more rapid recovery from injury or disease through the use of lucid dream imagery, and an increased sense of freedom for anyone who feels limited by disability or circumstance.

2.1.6 Transcendence

The experience of being in a lucid dream clearly demonstrates the astonishing fact that the world we see is a construct of our minds. This concept, so elusive when sought in waking life, is the cornerstone of spiritual teachings. It forces us to look beyond everyday experience and ask, "If this is not real, what is?" Lucid dreaming, by so baldly baring a truth that many spend lives seeking, often triggers spiritual questioning in people who try it for far more mundane purposes. Not only does lucid dreaming lead to questioning the nature of reality, but for many it also has been a source of transcendent experience. Exalted and ecstatic states are common in lucid dreams. EWLD presents several cases of individuals achieving states of union with the Highest, great peace and a new sense of their roles in life.


2.2 CAN LUCID DREAMING BE DANGEROUS?

The overwhelming majority of lucid dreams are positive, rewarding experiences. Moreover, lucidity in unpleasant dreams or nightmares can transform habitual fear into conscious courage. The simple state of lucidity is frequently enough to elevate the mood of a dreamer in a nightmare. In a study of the effect of lucid dreams on mood, college students reported that realizing they were dreaming in a nightmare helped them feel better about 60 percent of the time. Lucidity was seven times more likely to make nightmares better than worse.

A parallel concern is that dying in a dream can cause death in reality. If this were true, how would we know? Anyone who died from a dream could not tell us about its content. Many people, after awakening alive, report having died in their dreams with no ill effect. Dreams of death can actually be insightful experiences about life, rebirth, and transcendence.

Some people believe that dreams are messages from the unconscious mind and should not be consciously altered. Modern research on dreaming, discussed further in chapter 5 of EWLD, suggests that dreams are not messages, but models of the world. While awake, sensory and perceptual information governs our model. While dreaming, our bodies are paralyzed and our brain builds a world model based on a secondary source; namely, our assumptions, motivations, and expectations. These biases are difficult to identify while awake, so a world based entirely on such biases, the world of dreams, can help us to recognize them. Thus, dreams are not messages, but are more like clues into the inner workings of our minds. The conscious and critical awareness that accompanies lucid dreams allows dreamers to thoughtfully interpret their dreams while they happen.

Finally, some people worry that lucid dreams are so exciting and pleasurable that they will become addicted and "sleep their life away." There is a biological obstacle to living in lucid dreams: we have a limited amount of REM sleep. More importantly, lucid dreams can be inspirations for how to act and improve in reality. Your behavior strongly influences your experience in both worlds. Lucid dreams can be signposts for how you can make your waking reality more exciting and enjoyable.


3.1 CAN EVERYONE LEARN TO HAVE LUCID DREAMS?

Lucid dreaming is a skill you can develop, like learning a new language. A few individuals may have an innate talent for achieving lucidity, yet even they can benefit from instruction and practice in making the most of their lucid dreams. Many more people experience lucidity as a rare spontaneous event, but need training to enjoy lucid dreams at will. The best predictor of success with lucid dreaming is the ability to remember dreams. This, too, is a skill you can develop. With specific techniques, you can increase the quantity and quality of your dream recall, which will in turn greatly increase your ability to have lucid dreams.


3.2 HOW DO I LEARN TO HAVE LUCID DREAMS?

The two essentials to learning lucid dreaming are motivation and effort. Although most people report occasional spontaneous lucid dreams, they rarely occur without our intending it. Lucid dream induction techniques help focus intention and prepare a critical mind. They range from millennium-old Tibetan exercises to modern methods developed by dream researchers. Try the following techniques and feel free to use personal variants. Experiment, observe, and persevere - lucid dreaming is easier than you may think.

3.2.1 Dream Recall

The most important prerequisite for learning lucid dreaming is excellent dream recall. There are two likely reasons for this. First, when you remember your dreams well, you can become familiar with their features and patterns. This helps you to recognize them as dreams while they are still happening. Second, it is possible that with poor dream recall, you may actually have lucid dreams that you do not remember!

The procedure for improving your dream recall is fully detailed in EWLD and A Course in Lucid Dreaming in addition to many other books on dreams. A brief discussion of the methods involved is available on the Lucidity Institute web site. The core exercise is writing down everything you recall about your dreams in a dream journal immediately after waking from the dream, no matter how fragmentary your recall. Record what you recall immediately upon waking from the dream; if you wait until morning you are likely to forget most, if not all, of the dream. In A Course in Lucid Dreaming we advise that people build their dream recall to at least one dream recalled per night before proceeding with lucid dream induction techniques.

3.2.2 Reality Testing

This is a good technique for beginners. Assign yourself several times a day to perform the following exercise. Also do it anytime you think of it, especially when something odd occurs or when you are reminded of dreams. It helps to choose specific occasions like: when you see your face in the mirror, look at your watch, arrive at work or home, pick up your NovaDreamer, etc. The more frequently and thoroughly you practice this technique, the better it will work.

Do a reality test.
Carry some text with you or wear a digital watch throughout the day. To do a reality test, read the words or the numbers on the watch. Then, look away and look back, observing the letters or numbers to see if they change. Try to make them change while watching them. Research shows that text changes 75% of the time it is re-read once and changes 95% it is re-read twice. If the characters do change, or are not normal, or do not make sense, then you are most probably dreaming. Enjoy! If the characters are normal, stable, and sensible, then you probably aren't dreaming. Go on to step 2.

Imagine that your surroundings are a dream.
If you are fairly certain you are awake (you can never be 100% sure!), then say to yourself, "I may not be dreaming now, but if I were, what would it be like?" Visualize as vividly as possible that you are dreaming. Intently imagine that what you are seeing, hearing, smelling, feeling is all a dream. Imagine instabilities in your environment, words changing, scenes transforming, perhaps you floating off the ground. Create in yourself the feeling that you are in a dream. Holding that feeling, go on to step 3.

Visualize yourself enjoying a dream activity.
Decide on something you would like to do in your next lucid dream, perhaps flying, talking to particular dream characters, or just exploring the dream world. Continue to imagine that you are dreaming now, and visualize yourself enjoying your chosen activity.

3.2.3 Dreamsigns

Another dream-recall related exercise introduced in EWLD and further developed in A Course in Lucid Dreaming is identifying "dreamsigns." This term, coined by LaBerge, refers to elements of dreams that indicate that you are dreaming. (Examples: miraculous flight, purple cats, malfunctioning devices, and meeting deceased people.) By studying your dreams you can become familiar with your own personal dreamsigns and set your mind to recognize them and become lucid in future dreams. The Course also provides exercises for noticing dreamsigns while you are awake, so that the skill carries over into your dreams. This exercise also applies to lucid dream induction devices, which give sensory cues--special, artificially-produced dreamsigns--while you are dreaming. To succeed at recognizing these cues in dreams, you need to practice looking for them and recognizing them while you are awake.

3.2.4 Mnemonic Induction of Lucid Dreams (MILD)

The MILD technique employs prospective memory, remembering to do something (notice you're dreaming) in the future. Dr. LaBerge developed this technique for his doctoral dissertation and used it to achieve lucid dreaming at will. The proper time to practice MILD is after awakening from a dream, before returning to sleep. (Modified from EWLD, p. 78)

Setup dream recall.
Set your mind to awaken from dreams and recall them. When you awaken from a dream, recall it as completely as you can.

Focus your intent.
While returning to sleep, concentrate single-mindedly on your intention to remember to recognize that you're dreaming. Tell yourself: "Next time I'm dreaming, I will remember I'm dreaming," repeatedly, like a mantra. Put real meaning into the words and focus on this idea alone. If you find yourself thinking about anything else, let it go and bring your mind back to your intention.

See yourself becoming lucid.
As you continue to focus on your intention to remember when you're dreaming, imagine that you are back in the dream from which you just awakened (or another one you have had recently if you didn't remember a dream on awakening). Imagine that this time you recognize that you are dreaming. Look for a dreamsign--something in the dream that demonstrates plainly that it is a dream. When you see it say to yourself: "I'm dreaming!" and continue your fantasy. Imagine yourself carrying out your plans for your next lucid dream. For example, if you want to fly in your lucid dream, imagine yourself flying after you come to the point in your fantasy when you become lucid.

Repeat until your intention is set.
Repeat steps 2 and 3 until either you fall asleep or are sure that your intention is set. If, while falling asleep, you find yourself thinking of anything else, repeat the procedure so that the last thing in your mind before falling asleep is your intention to remember to recognize the next time you are dreaming.

3.2.5 Napping

Two observations led LaBerge in the late 1970s to develop morning napping as a method of lucid dream induction. First, he noticed that lucidity seemed to come easier in afternoon naps. The second suggestion same from several lucid dreamers who noted that certain activities during the night appeared to induce lucid dreaming. The diverse qualities of these interruptions: sex, vomiting, and pure meditation, piqued LaBerge's curiosity regarding what feature each might possess conducive to lucidity. The answer proved to be quite simple: wakefulness interjected during sleep increases the likelihood of lucidity. In fact, the nap technique, refined through several NightLight experiments, is an extremely powerful method of stimulating lucid dreams. The technique requires you to awaken one hour earlier than usual, stay awake for 30 to 60 minutes, then go back to sleep. One study showed a 15 to 20 times increased likelihood of lucid dreaming for those practicing the nap technique over no technique. During the wakeful period, read about lucid dreaming, practice reality checks and then do MILD as you are falling asleep. The Lucidity Institute's training programs include this technique as an essential part of the schedule, one of the reasons why most participants have lucid dreams during the session.


3.3 HOW QUICKLY CAN I LEARN LUCID DREAMING?

The speed with which you develop the skill of lucid dreaming depends on many individual factors. How well do you recall dreams? How much time can you give to practicing mental exercises? Do you use a lucid dream induction device? Do you practice diligently? Do you have a well developed critical thinking faculty? And so on.

Case histories may provide a more tangible picture of the process of learning lucid dreaming. Dr. LaBerge increased his frequency of lucid dreaming from about one per month to up to four a night (at which point he could have lucid dreams at will) over the course of three years. He was studying lucid dreaming for his doctoral dissertation and therefore needed to learn to have them on demand as quickly as possible. On the other hand, he had to invent techniques for improving lucid dreaming skills. Thus, people starting now, although they may not be as strongly motivated as LaBerge or have the same quantity of time to devote to it, have the advantage of the tested techniques, training programs, and electronic biofeedback aids that have been created in the two decades since LaBerge began his studies.

Lynne Levitan, staff writer for the Lucidity Institute, describes her experiences with learning lucid dreaming as follows:

"I first heard of lucid dreaming in April of 1982, when I took a course from Dr. LaBerge at Stanford University. I had had the experience many years before and was very interested to learn to do it again, as well as to get involved in the research. First I had to develop my dream recall, because at the time I only remembered two or three dreams per week. In a couple of months I was recalling 3 to 4 or more per night, and in July (about three months after starting) I had my first lucid dream since adolescence. I worked at it on and off for the next four years (not sleeping much as a student) and reached the level of 3 to 4 lucid dreams per week. Along the way, I tested several prototypes of the DreamLight lucid dream induction device and they clearly helped me to become more proficient at realizing when I was dreaming. During the first two years that we were developing the DreamLight, I had lucid dreams on half of the nights I used one of these devices, compared to once a week or less without. In considering how long it took me to get really good at lucid dreaming, note that I did not have the benefit of the thoroughly studied and explained techniques now available either, because the research had not yet been done nor the material written. Therefore, people now should be able to accomplish the same learning in far less time given, of course, sufficient motivation."


3.4 WHAT TECHNOLOGY IS AVAILABLE TO ASSIST LUCID DREAMING TRAINING?

The Lucidity Institute offers electronic devices that help people have lucid dreams. They were developed through laboratory research at Stanford University by LaBerge, Levitan, and others. The basic principle behind these devices is as follows: the primary task confronting someone who wishes to have a lucid dream is to remember that intention while in a dream. One of the best ways to increase a person's chances of having a lucid dream is to give a reminder to the person during REM sleep. In the lab, we found that flashing light cues worked well in that they tended to incorporate into ongoing dreams without causing awakening. You may have noticed that occasional bits of sensory information are filtered into your dreams in disguised form, like a clock radio as supermarket music or a chain saw as the sound of a thunderstorm. This is the same principle used by our lucid dream induction devices: the lights or sounds from the device filter into the user's dreams. In cases of very deep sleepers, we found that it was sometimes necessary to use sound as well as light to get the cues into dreams. The dreamer's task is to notice the flashing lights in the dream and remember that they are cues to become lucid. Because we could not possibly accommodate everyone who wants to come into the sleep lab for a lucid dream induction session and most people would rather sleep at home anyway, we worked for several years to develop a comfortable, portable device that would detect REM sleep and deliver a cue tailored to the individual user's needs.

3.4.1 The NovaDreamer

The NovaDreamer lucid dream induction device works by giving flashing light or sound cues when the user is dreaming. Users modify the device settings to find a cue with the right intensity and length to enter their dreams without causing awakening. In addition, device users practice mental exercises while awake to enhance their ability to recognize the light cues when they appear in dreams. The NovaDreamer includes a soft, comfortable sleep mask, which contains the flashing lights, a speaker, and an eye movement detection apparatus. The NovaDreamer's electronics are all inside the sleep mask. The NovaDreamer uses REM detection to time the delivery of lucidity cue and provides feedback on the number of cues given. It includes the "Dream Alarm" feature to boost dream recall. Users have a choice of a wide selection of cues and receive feedback on the number of cues they receive during a sleep period.

The lucidity cues of the NovaDreamer are intended to enter into ongoing dreams. This can occur in several ways. Cues can be superimposed over the dream scene, like a light flashing in one's face, or they can briefly interrupt the dream scene. The most common (and most difficult to identify) incorporation of cues is into dream stories. Little brother flashing the room lights, flash bulbs, lightning, traffic signals, police car lights: all are real examples of incorporations of NovaDreamer cues. The trickiness of cue appearances underscores the need to thoroughly prepare one's mind to recognize cues via waking practice.

The NovaDreamer offers a second method of lucid dream stimulation. This method arose out of the discovery that while sleeping with the NovaDreamer, people frequently dreamed that they awakened wearing the device, and pressed the button on the front of the mask to start the "delay," a feature that disables cues while you are drifting off to sleep. Ordinarily, a button press would cause a beep to tell you that you had successfully pressed it. However, people were reporting that the button was not working in the middle of the night. Actually, they were dreaming that they were awakening and pressing the button, and the button did not work because it was a dream version of the NovaDreamer. Dream versions of devices are notorious for not working normally. Once people were advised that failure of the button in the middle of the night was a sign that they were probably dreaming, they were able to use this "dreamsign" reliably to become lucid during "false awakenings" with the NovaDreamer. Research suggests that about half of the lucid dreams stimulated by the devices result from using the button for reality tests. Available from the LI. For details, see the NovaDreamer manual (in html format), or in Acrobat PDF format.


3.5 HOW WELL DO LUCID DREAM INDUCTION DEVICES WORK?

The Lucidity Institute's lucid dream induction devices are designed to help people achieve lucidity by giving them cues while they are dreaming and also by providing a reliable means of testing one's state of consciousness. They do not make people have lucid dreams any more than exercise machines make people develop strong muscles. In both cases the goal, strength or lucid dreams, results from practice. The machines accelerate the process. Several factors enter into success with one of these devices. One is how accurately the cues are coordinated with the user's REM sleep. The devices' REM detection systems are adjustable to individual variables. Another success factor is how well the cues enter into the dream without awakening the sleeper. A third factor is how prepared the user is for recognizing cues in dreams and becoming lucid. Finally, the user's commitment to performing a reality test on each awakening with the device influences success. All four of these factors are, to some extent, controllable by the device user: adjustment of eye movement sensitivity to catch REM sleep, selecting a cue that enters dreams without causing awakenings, mental preparation to recognize cues in dreams, and resolution to do reality tests. Therefore, it is difficult to obtain a truly accurate measurement of the effectiveness of the devices. Nonetheless, research with various versions of the DreamLight (previous lucid dream induction device that is no longer in production) have shown that it definitely helps people have more frequent lucid dreams.

Because expectation makes lucid dreaming more likely, one might wonder whether the DreamLight is any more effective than a placebo. A study recently published in Dreaming proved that it is. In brief, fourteen experienced DreamLight users were exposed to two conditions: light cues or no light cues. Subjects thought they were testing two different light cues and did not know their nightly condition (making motivation and expectations constant). Thus, the study examined how much the DreamLight's light cues specifically contributed to the achievement of lucid dreams. More people had lucid dreams on nights when they received light cues (73% versus 27%). Lucid dream frequency was three times greater on nights with cues (one lucid dream every three nights versus one in eleven nights without cues).

An earlier study with a different version of the DreamLight showed a five-fold increase in lucid dreaming frequency when people used the Mnemonic Induction of Lucid Dreaming (MILD) mental technique in conjunction with the device, compared with using no device and no mental technique. Using the device without mental techniques worked about as well as just using the mental technique; both cases were an improvement over using nothing.

In summary, at this stage the lucid dream induction devices can definitely help people to have lucid dreams, or to have more of them. Important factors contributing to success are good dream recall (the DreamLight and NovaDreamer also can be used to boost dream recall with the "Dream Alarm feature"), diligent mental preparation, and careful adjustment of the device to meet individual needs for cueing and REM detection. No device yet exists that will make a person have a lucid dream.


3.6 ARE THERE ANY DRUGS OR NUTRITIONAL SUPPLEMENTS THAT STIMULATE LUCID DREAMS?

A number of substances have been suggested to enhance the likelihood of lucid dreaming, from vitamins to prescription drugs. There are few good scientific studies to test such claims. Lucid dreaming is highly subject to the placebo effect; the belief that something will stimulate a lucid dream is very effective! This is not to say that there are not substances that do, in fact, promote lucid dreaming. We are interested in discovering such and welcome observations from fellow dreamers. At this time, however, we do not endorse any substances for inducing lucid dreams. Many prescription drugs as well as marijuana and alcohol alter the sleep cycle, usually by suppressing REM sleep. This leads to a phenomenon called "REM rebound," in which a person experiences intense, long REM periods after the drug has worn off. This can manifest as nightmares or, possibly, as lucid dreaming, since the brain is highly active. Drugs in the LSD family, including psilocybin and tryptamines actually stimulate REM sleep (in doses small enough to allow sleep), leading to longer REM periods. We do not recommend the use of drugs without proper guidance nor do we urge the breaking of laws.


3.7 HOW CAN I PREVENT WAKING UP AS SOON AS I BECOME LUCID?

Beginning lucid dreamers often have the problem of waking up right after becoming lucid. This obstacle may prevent some people from realizing the value of lucid dreaming. Fortunately there are ways to overcome this problem.

The first is to remain calm in the dream. Becoming lucid is exciting, but expressing the excitement can awaken you. It is possible to enjoy the thrill that accompanies the dawning of lucidity without allowing the activation to overwhelm you. Be like a poker player with an ideal hand. Relax and engage with the dream rather than withdrawing into your inner joy of accomplishment.

Then, if the dream shows signs of ending, such as a loss of detail, vividness, and apparent reality of the imagery, the technique of "spinning" can often restore the dream. You spin your dream body around like a child trying to get dizzy. LaBerge developed this technique after experimenting with the idea that relaxing completely might help prevent awakening from a dream. When in a lucid dream that was fading, he stopped and dropped backwards to the floor, and had a false awakening in bed! After a few trials he determined that the essential element was the sensation of motion, not relaxation. The best way to create a feeling of movement, especially in the dream scene has vanished, leaving nowhere to move to, is to create angular momentum (or the sensation of it), by spinning around your axis. You are not really doing it, but your brain is well familiar with the experience of spinning and duplicates the experience quite well. In the process the vestibular and kinesthetic senses are engaged. Presumably, this sensory engagement with the dream discourages the brain from changing state from dreaming to waking. Note that dream spinning does not usually lead to dizziness. Be aware that the expectation of possible awakening sometimes leads to a "false awakening" in which you dream of waking. The vividness of the spinning sensation may cause you to feel your spinning arm hit the bed. You think, "Oops, I'm awake in bed now." Think now--your physical body wasn't really spinning, it was your dream body--therefore, the arm is a dream arm hitting a dream bed! To avoid being deceived, recite, "The next scene will be a dream," until a scene appears. If you are in doubt about your status, perform a thorough reality test.

Research at the Lucidity Institute has proven the effectiveness of spinning: the odds in favor of continuing the lucid dream were about 22 to 1 after spinning, 13 to 1 after hand rubbing (another technique designed to prevent awakening), and 1 to 2 after "going with the flow" (a "control" task). That makes the relative odds favoring spinning over going with the flow 48 to 1, and for rubbing over going with the flow, 27 to 1.


4.1 WHAT ARE THE BEST RESOURCES FOR LEARNING MORE ABOUT LUCID DREAMING?

Over the past fifteen years, exercises, techniques and training materials have been developed and refined to the point where most anyone can learn to have lucid dreams if they are willing to devote time and effort. The Lucidity Institute offers lucid dreaming training through several modalities. To start, most bookstores carry the book Exploring the World of Lucid Dreaming (EWLD) by LaBerge and Rheingold (Ballantine, 1990), or you can order it online from Amazon.com. It presents a step-by-step training program with exercises and an introduction to the various possible applications of lucid dreaming. The Lucidity Institute's A Course in Lucid Dreaming (included with the NovaDreamer package) provides a more thorough training program with five units of exercises and a workbook for tracking your progress. EWLD is the textbook for the Course.

There are several other good resources, although caution is in order when buying books on lucid dreaming. Some are poorly researched and present claims or methods that have not been rigorously tested. Below is a list of books and audio tapes that we have found valuable for introducing the facts about lucid dreaming, conveying something of the experience, or assisting with training. Some excerpts from the books are available on The Lucidity Institute website.

LUCID DREAMING
By Stephen LaBerge, Ph.D., (Ballantine, 1986; ISBN 0-345-33355-1)
This is the seminal work that first brought lucid dreaming to the attention of the general public and legitimized it as a valuable field of scientific inquiry. It is still the best general reference on lucid dreaming and a pleasure to read. The phenomenon of lucid dreaming is explored from many angles, beginning with the history of the practice in human cultures. LaBerge describes the early days of the scientific research and tells the story of his successful challenge of the established school of thought in sleep research, which held that awareness while dreaming was impossible. He discusses many methods of lucid dream induction, including the way he taught himself to have several lucid dreams per night. Other topics covered include: contemporary theories of the function of dreaming "Dreaming, Function, and Meaning", applications of lucid dreaming, the relationship of lucid dreaming to out-of-body and near-death experiences, and the possibility of using lucid dreaming as a gateway or stepping stone on the path to spiritual enlightenment. See Annotated Table of Contents for more details. Out of print; Check Addall.com, Half.com, Amazon.com, and other online bookstores for a used copy.

EXPLORING THE WORLD OF LUCID DREAMING
By Stephen LaBerge, Ph.D. and Howard Rheingold (Ballantine, 1990)
A practical guide for lucid dreamers. The first half of the book establishes a basic understanding of sleep and dreams, followed by a progressive series of exercises for developing lucid dreaming skills. These include cataloging "dreamsigns," your personal landmarks that tell you when you are dreaming, the Reflection-Intention and MILD techniques for becoming lucid within the dream and methods of falling asleep consciously based on ancient Tibetan Yoga practices. Induction methods are followed by practical advice on maintaining and guiding lucid dreams. After presenting the lucid dream induction techniques, Dr. LaBerge explains his understanding of the origin of dreams, founded on current views in the sciences of consciousness and cognition. This provides a foundation for the methods of employing lucid dreams to enhance your life, which are detailed in the second half of the book. The applications considered are: adventures and explorations, rehearsal for living, creative problem solving, overcoming nightmares, healing, and discovery of expanded awareness and spiritual experience. Many delightful and illuminating anecdotes from lucid dreamers illustrate the use of lucid dreams for each application. See Annotated Table of Contents for more details. You can order from Amazon.com.

A COURSE IN LUCID DREAMING
By Stephen LaBerge and Lynne Levitan (Lucidity Institute, 1995)
This is a comprehensive home-study training program in lucid dreaming. It takes you from the beginning stages of improving your dream recall and becoming familiar with the hallmarks of your dreams, through several different techniques for increasing your ability to have lucid dreams, to mastery of the art of lucid dreaming. All known methods of lucid dream induction are covered. Many focusing exercises help you develop the mental powers needed to become an expert lucid dreamer. Charts and logs assist you in assessing your skill level and monitoring your progress. The Course has five Units and takes a minimum of four months to complete. The textbook is Exploring the World of Lucid Dreaming. The Course is included with the NovaDreamer package.

CONSCIOUS MIND, SLEEPING BRAIN
Edited by Jayne Gackenbach, Ph.D. and Stephen LaBerge, Ph.D. (Plenum, 1988; ISBN 0-306-42849-0)
Nineteen dream researchers and other professionals contributed to this scholarly volume. It represents a wide spectrum of viewpoints in the field of lucid dreaming study and is an essential reference for anyone interested in studying lucid dreams or applying them in clinical practice. Topics include: literature, psychophysiology, personality, therapy, personal experience, related states of consciousness, and more. Out of print. Out of print; Check Addall.com, Half.com, Amazon.com, and other online bookstores for a used copy.

OUR DREAMING MIND
By Robert L. Van de Castle (Ballantine, 1994; ISBN 0-345-39666-9)
An excellent overview of the vast field of dream research; comprehensive and very well written by one of the field's pioneers. Discounted at Amazon.com.

LUCID DREAMS
By Celia E. Green (Hamish Hamilton, London, 1968)
This is the classic book that inspired Dr. LaBerge to begin his studies of lucid dreaming. Green supplemented the scant published literature on lucid dreaming (e.g., the Marquis de Saint-Denys and Frederik van Eeden) with case histories from her own informants to put together a concise and thoughtful picture of the phenomenology of lucid dreaming. A bit dated, but still worth reading 30 years later. Out of print; Check Addall.com, Half.com, Amazon.com, and other online bookstores for a used copy.

DREAMS AND HOW TO GUIDE THEM
By The Marquis d'Hervey de Saint-Denys, edited by Morton Schatzman, M.D. (Duckworth, London, 1982)
A great pioneer of the art of lucid dreaming, the Marquis first published this exploration of lucid dreaming in 1867, yet this is a very modern, and yes, lucid, thesis. He describes his personal experiments and the development of his ability to exercise control in his lucid dreams. Out of print; Check Addall.com, Half.com, Amazon.com, and other online bookstores for a used copy.

PATHWAY TO ECSTASY: THE WAY OF THE DREAM MANDALA
By Patricia Garfield, Ph.D. (Prentice Hall, 1989)
Delightfully told story of Patricia Garfield's transcendent and erotic adventures with lucid dreaming. Out of print; Check Addall.com, Half.com, Amazon.com, and other online bookstores for a used copy.

CONTROLLING YOUR DREAMS
By Stephen LaBerge, Ph.D. (Audio Renaissance Tapes, Inc., 1987, 60 minutes)
This audio cassette tape captures the essence of Dr. LaBerge's public lectures on lucid dreaming. It is highly informative and inspirational. Use it as an excellent introduction to the topic or a concise refresher. Dr. LaBerge begins by portraying the experience of lucid dreaming. He then presents methods for learning the skill, including the powerful MILD technique. The descriptions he gives of possible applications of lucid dreaming, from creative problem solving and rehearsal for living, to overcoming nightmares and achieving greater psychological integration, will encourage you to learn this valuable skill. Available from Amazon.com.

THE LUCID DREAMER
By Malcolm Godwin (Simon & Schuster, 1994)
Beautifully illustrated with nearly 200 full-color and black-and-white illustrations of little known dream masks and Zen paintings, Aboriginal Australian art, North American paintings, and works by modern native primitives, Surrealists, and schizophrenics. The text is a well-written, thoughtful, and inspiring survey of lucid dreaming as viewed primarily from a philosophical and mystical perspective. Discounted at Amazon.com.

TRANCE INDUCTION OF LUCID DREAMING
By Stephen LaBerge, Ph.D. (The Lucidity Institute, 1993, 40 minutes)
Dr. LaBerge's trance induction is designed to help you create a mind-set in which lucid dreaming will happen easily. The hypnotic induction begins with progressive relaxation accompanied by guided visualization of calming images. Once you have attained a peaceful state of mind, Dr. LaBerge gives you suggestions for building confidence that you will succeed at having lucid dreams. You are guided in devising a personal symbol to help you to recognize when you are dreaming. Musical accompaniment by Robert Rich. The Trance CD is included with the NovaDreamer package.


4.2 WHERE CAN I FIND LUCID DREAMING WORKSHOPS?

The Lucidity Institute offers semi-annual DREAMING AND AWAKENING workshops, in which oneironauts (explorers of the dream world) convene to dedicate nine days and nights to developing their lucidity skills under the guidance of Dr. LaBerge. Using the most effective techniques and technology, derived from Tibetan dream yoga and Western science, LaBerge and team present instructions on methods of developing the mental skills that foster lucidity and on directing consciousness within both dreaming and waking states towards fulfillment of personal goals. During these residential workshops, participants also have an opportunity to use the NovaDreamer, and, if they wish, to participate in ongoing research on a natural substance that, according to recent studies, has been shown to stimulate lucidity and mindfulness. Participants in our past workshops have enjoyed phenomenal success at lucid dreaming, with most having at least one during the program. For further reviews, see Keelin's "Diary From Lucid Dream Camp" and Bucky McMahon's "Loose but Lucid: A Dreamer in Paradise" (pdf).


4.3 WHAT IS THE LUCIDITY INSTITUTE?

The Lucidity Institute is a small business founded and directed by Dr. LaBerge. Its goals are to make lucid dreaming known to the public and accessible to anyone interested, to support research on lucid dreaming and other states of consciousness, and to study potential applications of lucid dreaming. The Lucidity Institute sells books, and devices. Any profits are used to support further research on dreaming and consciousness. To sign up on our mailing list (for web site updates, events, experiments, new product announcements and special offers), you can complete a short online form for The Lucidity Institute mailing list.


4.4 WHAT QUALIFIES THE LUCIDITY INSTITUTE TO WRITE THIS FAQ?

On the internet, anyone can play "expert", and there are several FAQs on dreaming and lucid dreaming. Which FAQ is authoritative? What qualifies the Lucidity Institute to write this FAQ? Why should readers take its contents any more or less seriously than those of other FAQs? These are all reasonable questions to ask. This FAQ was written by LI staff (primarily Lynne Levitan) and Stephen LaBerge. Dr. LaBerge has had more than 20 years of relevant personal and professional experience, having received his Ph.D. in Psychophysiology from Stanford University for his pioneering laboratory research on lucid dreaming. During the course of his dissertation study he learned to have lucid dreams at will, and has recorded more than a thousand lucid dreams which he has used for personal growth and exploration as described in his books Lucid Dreaming and EWLD. His contributions to lucid dreaming methodology include developing lucid dream induction techniques (e.g., MILD, the counting technique for falling asleep consciously, and early morning napping), the spinning and hand-rubbing technique for stabilizing lucid dreams, and various lucid dream induction devices such as the DreamLight and NovaDreamer. His scientific contributions include using eye-movement signals to prove the reality of lucid dreams, characterizing the basic physiology of lucid dreams (and coining the terms DILD and WILD), and showing through a variety of experiments that lucid dream actions affect the brain (and to a lesser extent the body) as-if they were actually happening. Lynne Levitan has also had many years of personal and professional experience with lucid dreaming and wrote many of the articles in NightLight.


4.5 WHAT IS THE LUCIDITY INSTITUTE MEMBERSHIP SOCIETY?

The Lucidity Institute aims to encourage as many people as possible to learn lucid dreaming and to use it to grow and improve their lives. We also know that the people who see the potential of lucid dreaming are the ones who can help most to map this new frontier and discover its treasures. The Lucidity Institute membership society is an organization for all people interested in lucid dreaming, novices and experts, laymen and scientists.

Members receive frequent short email updates (LUCIDITY*FLASHES) which may include articles on lucid dreaming -- new findings, applications, speculations, inspiring examples, and experiments for members to participate in at home. The results from the experiments appear in subsequent issues, so members can benefit from them. Some studies are of methods of inducing lucid dreams, or about ordinary dreams, so that novice lucid dreamers can contribute. Others test activities and applications within lucid dreams.


4.6 WHAT ARE THE LUCIDITY INSTITUTE'S CURRENT RESEARCH PROJECTS?

The Lucidity Institute's research currently has three foci. These are: the mapping of brain activity during the initiation of lucidity, the study of Tibetan Dream yoga methods of inducing and manipulating lucid dreams, and the development of expert explorers of states of consciousness.

The brain mapping project is an extension of prior research into the psychophysiology of the lucid dream state, which found that high central nervous system activation is a prerequisite for lucidity. The goal is to identify which brain areas are activated during the onset of reflective consciousness in the REM sleep state. With this knowledge, we may be able to develop methods of easily and reliably inducing lucid dreams whenever desired, using biofeedback or direct stimulation.

The study of Tibetan Buddhist techniques of lucid dreaming is aimed at making use of the thousand years of experience accumulated by this tradition. Literature currently available is couched in esoteric language from which it is difficult to discriminate useful techniques from culture-bound ritual. Through online and laboratory experiments, we are testing the effectiveness of lucid dream induction methods found in the Dream Yoga doctrines.

The third aspect of our work is part of the long term goal of the Lucidity Institute to foster understanding of all types of higher states of consciousness. The purpose of this project is to assemble and train a group of individuals with extensive experience in meditation, lucid dreaming, hypnosis, and other altered states to facilitate study of these states' mind-body relations and potential applications and benefits.


4.7 HOW CAN I GET INVOLVED WITH LUCID DREAMING RESEARCH?

Students who wish to conduct research on lucid dreaming can prepare by studying the fields of psychology and neuroscience. Dr. LaBerge and colleagues conduct laboratory research on lucid dreaming at Stanford University. Volunteer (unpaid) research positions can be arranged for those with their own funding.

The best way to contribute to ongoing lucid dream research is through the experiments published in NightLight and on the Lucidity Institute web site. These experiments are designed for individuals to carry out at home and report the results back to the Lucidity Institute for analysis and publication. Much of our current knowledge about the most effective methods of inducing lucid dreams has come from NightLight experiments, as has valuable information about the nature of dreams. We are grateful to our oneironauts (explorers of the dream world) for helping us to advance understanding of dreams and lucidity.

If you live in the Bay Area and are fairly confident you can have a lucid dream in the lab, you are invited to be a subject in laboratory research on lucid dreaming. We receive many offers from volunteers, but time and resources limit us to only using experienced lucid dreamers that are likely to succeed in the lab. If you are interested in volunteering, contact the Lucidity Institute.